SİLAH VE ZEYTİN DALI: KLİŞELERİN BİRİNCİL KAYNAKLARLA REDDİ

Silah ve Zeytin Dalı, David Hirst

Bir Washington gazetecisi geçenlerde Ortadoğu çatışması hakkındaki Arap Amerikalıların bakışını “bilinen bir olaya bir dürbünün ters tarafından bakmaya” benzeterek tarif etmişti. David Hirst’ün yeni kitabı bazı okuyucularda aynı yönde bir etki bırakabilir, zira Hirst’ün tezi şiddetin siyasi Siyonizm’de mündemiç olduğu ve Filistinli Arapların şiddeti Siyonistlerden öğrendiğidir, bunun tersi değil. The Guardian’ın Ortadoğu muhabiri Hirst, Siyonist ve Filistinli kaynaklardan ve çatışmaya dair eleştirel çalışmalardan alıntılar ve dipnotlarla besleyerek çalışmasını baştan aşağı belgelere dayandırmış. Bu çalışmanın sadece dipnotları bile tek başına değerli bir kaynak.

Siyonistleri güç kullanmaya sadece akılsız Arap muhalefetinin mecbur ettiği iddiasını reddeden Hirst, Theodore Herzl’den başlayarak Siyonist liderlerin yerli Filistinli halkı topraklarından atmak ve Yahudi hakimiyetini garanti etmek için şiddet araçlarına olan ihtiyacı öngördüklerini ortaya koyuyor. Yazarın Siyonist pratiğin çelişkili açıklama hatlarına ilişkin tartışması çağdaş bir konudur: biri Araplar ve Batılılar, diğeri din kardeşleri ve planlama amaçları için. Herzl, toprağa “el koymak” ve yerel halkı ülkeden “süpürmek” planına ilişkin sırrını günlüğüne kaydederken bir yandan da Arapların Siyonist göçünden “korkacak hiçbir şey olmadığına” dair Filistin dini liderliğine güvence vermeyi deniyordu.

Silah-ve-Zeytin

Hirst aynı zamanda, feodal liderliğin, direnişin niteliği açık bir şekilde yerine oturana kadar bocalamasıyla beraber Siyonist tecavüze karşı Filistin halk direnişinin büyük ölçüde köylüler arasında başladığını da ortaya koyuyor. Yazar, toprak ve onun üzerindeki çalışma hakları Siyonistlerin yönetiminde tamamen satıldığı için köylülerin Siyonist “toprağın geri alınması” ve “emeğin fethi” sloganlarıyla bilinen politikaların asıl kurbanları olduğuna işaret ediyor. Hirst Filistin köylü direnişinin izini 1900 öncesinden başlayıp ve 1936-1939 isyanı ile sonuçlanan 1920 ve 1930’ların ana kargaşaları boyunca sürüyor. Feodal Filistinli liderler sadece Siyonist meydan okumaya cevap vermekte başarısız olmadılar, diğerlerini aynı şeyi yapmakla itham ederken toprak satışında da yer aldılar. Hirst, İngilizlerin 1936-1939 isyanını bastırmasının Filistin direnişini nasıl yok ettiğini ve silahlarına el koyarak toplumu 1948 yılındaki nakba (felaket) için nasıl hazırlıksız bıraktığını gösteriyor. Devamı

AVI SHLAIM: SİLAH VE ZEYTİN DALI HAKKINDA

silah-ve-zeytin

David Hirst, güncel ve okunmaya değer kitabının önsözünde, Ortadoğu çatışması hakkında Batılı okuyucunun erişebildiği literatürün çoğunun ezici bir üstünlükle Siyonist sempati taşıdığını ve ilhamını bundan aldığını belirtiyor. Kitabı bunu dengelemeyi amaçlıyor. Ana tezi, şiddetin başlangıcından beri Siyonizm içinde var olduğu ve Filistin’de bir Yahudi devleti öneren kurucu atalarının; ikiyüzlülüğün, baskının ve fiziksel güç kullanmanın, amaçlarına ulaşmak için kaçınılmaz araçlar olduğunu bilmeleri ve önceden öngörmüş olmalarıdır. Dolayısıyla, Siyonistler Ortadoğu’daki asıl saldırganlar, şiddetin gerçek öncüleri; Arap şiddeti de, zalimce ve fanatik olmakla birlikte, onların yaptıklarına kaçınılmaz bir tepki olarak görülüyor. Bu kitabın en büyük erdemlerinden biri, büyük savaşların bildik tarihinin üzerinden geçmek yerine; suikast, katliam, ayaklanma, tüm toplulukların zorla kökünden sökülmesi, sınır baskınları, misilleme ve terörizm gibi diğer çok çeşitli şiddet biçimlerini araştırıyor olması ve bunları meydana geldikleri ortamda ahlaki, politik ve psikolojik iklim ile ilişkilendiriyor olması. Genellikle bu şiddetin daha küçük biçimleri çatışmanın doğasına ve kahramanların düşünce ve motivasyonlarına dair ilginç kavrayışlar sağlar. Temel kusur, Hirst’ün, Siyonistleri homojen biçimde uğursuz amaçlar taşıyan monolitik bir grup olarak gösterme eğilimidir; bu, oyunun Arap uzlaşmazlığı ve şiddeti tarafından, bölünmüş Siyonist kamp içinde militanların güçlendirilmesi ve aşırılık ve güç kullanmanın yükselişe geçmesini sağladığı kısmını gözden kaçırmaya sebep oluyor. Bu konudaki eksikliğine rağmen Ortadoğu’da şiddetin dinamiklerine yönelik nesnel bir analiz arayan öğrenciye hitap ediyor. Bu çalışma Filistin davasının dokunaklı ve güçlü bir savunmasını yapmaya kendini tutkuyla adamış bir yazarın eseridir.

AVI SHLAIM

Political Studies, Mart 1979, Cilt 27 Sayı1

 

ELIZABETH MONROE: SİLAH VE ZEYTİN DALI HAKKINDA (1978)

Silah ve Zeytin Dalı: Ortadoğu’da Şiddetin Kökenleri

The Guardian Ortadoğu muhabiri David Hirst, İbranice, Arapça ve İngilizce veya Amerikan kaynaklarını kullanarak, başladığı 1880’lerden itibaren Arap-Yahudi anlaşmazlığının iyi ve belgelere dayanan bir tarihini yazdı. ‘[Sorun] Daha ilk baştan beri aralıksız şiddetle birlikte vardı.’ Ona göre bu konuda yazılan literatür, özellikle Amerikalılar için olanlar, büyük bir oranda Siyonist bir sempati taşır ve dengeyi düzeltmeye soyunur.

Anlaşmazlığın üç tarafı var: Araplar, Yahudiler ve (en azından kendi arkalarını kurtarmak için rezilce çekildikleri 1948’e kadar) İngilizler. Hiçbiri suçsuz değil. Ayaktakımının zıvanadan çıkması ve çete histerisinin taşkınlığıyla başlayan Arap şiddeti, önce İngiliz adaletine güvenen ancak sonra bu inancı terkeden bir aristokrasi tarafından bastırıldı; 1936-1938 yıllarında şiddet patladı. Yahudi şiddeti başlangıçta misilleme niteliğindeydi, ancak aşamalı olarak, Yahudi nüfusu arttıkça, bir ordu ve güvenlik polis tekniği olarak bugüne kadar gelen iyi organize olmuş terörizme dönüştü. İngilizler de masum değil. Arapları yendikleri 1938 yılına ait vukuatlar ve yine Yahudilerle mücadele ettikleri 1946-1947’deki olaylar İngiliz askerlerinin de aynen bugün İsrail askerlerinin uyguladığı kadar şiddete başvurduğunu gösteriyor.

silah-ve-zeytin

Hirst, Siyonist başarıya katkıda bulunan rastlantısal koşulların derecesine değiniyor. Bunların başında yabancılar için yürek parçalayıcı söylemiyle Holocaust geliyor, ama bir diğeri ‘Arap liderlerin basiretsizliği ve sorumsuzluğu ile ayrıcalıklı sınıfların ciddiyetsizliği ve benmerkezciliği’ idi (s.237). Böylece, 1946’da aşırıcılar tarafından King David Oteli’nin havaya uçurulması (s.272) veya 1948 yılındaki Deir Yasin katliamı (s.289) gibi olaylarla Siyonizm’e bir kaş göz işaretiyle yol verildi (bunlar az sayıdaki belgelendirilmemiş tezden ikisidir).

İngilizler asla tamamen dürüst değillerdi veya Balfour Deklarasyonuyla geliştirilen çözülemez muamma hakkında hiçbir zaman samimi olmadılar. Hem Lloyd George hem de Balfour ‘ulusal yurt’un’ bir Yahudi devleti için bir kandırmaca olduğunu itiraf etmişlerdir, fakat II. Dünya Savaşından sonra kendisi de bir Siyonist olan Winston Churchill bile Avam Kamarası’nda ‘Siyonistlerin iddia ve niyetlerinin son dönemlerde manda idaresi ile yapılan anlaşmanın ötesine geçtiğini’ kabullenmek zorunda bırakılmıştır (s.285).

Ürdün kadar tüm Filistin üzerindeki niyetlerinde de son derece acımasız olan İsrailliler, 1973 Ekim Savaşı boyunca, sözcülerinden biri olan General Harkabi tarafından başlatılan bir tekniği sürdürdüler:

Konumumuzu tanımlamalı ve uzlaşma için temel prensipleri belirlemeliyiz. Taleplerimiz  ılımlı ve dengeli olmalı, mantıklı görünmelidir. Ancak gerçekte bunlar düşmanın  reddedeceği koşulları içermelidir. Daha sonra bir manevrayla rakibimize kendi pozisyonunu savunma izni vermeliyiz ve kapsamlı bir çözüm temelinde uzlaşmayı reddetmeliyiz. Sonra  da düşmanın taleplerini yayımlayıp mantıksız aşırılıkları içerdiğini gözler önüne sergilemeliyiz (s.216; İsrail gazetesi Maariv, 2 Kasım 1973).

Bu teknik Begin’in süslemeleriyle hala uygulanmaya devam etmektedir.

Elisabeth Monroe

International Affairs (Royal Institute of International Affairs), Haziran 1978 54(3).

Notlar:

  1. Elizabeth Monroe (1905-1986). Oxford’lu tarihçi. II. Dünya Savaşı boyunca İngiliz Enformasyon Bakanlığı Ortadoğu ofisi başkanlığını yürüttü. 1944 yılında Observer diplomasi, 1945-1958 yıllarında The Economist Ortadoğu muhabiri oldu. 1947-1952 yıllarında BM Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komtiesi’nde İngiliz temsilciğini yaptı. 1961 yılında St. Antony’s College, Oxford’a geldi. Burada Albert Hourani ile birlikte Ortadoğu tarihçileri için eşsiz bir kütüphane olan St. Antony’s College kütüphanesini oluşturdu. 1973’de emekli oldu. 1963 yılında ilk baskısı yapılan klasikleşmiş Britain’s Moment in the Middle East 1914-1956 isimli çalışmasıyla bilinir.
  2. Parantez içlerinde verilen sayfa numaraları Silah ve Zeytin Dalı‘nın Türkçe baskısına aittir.

SİLAH VE ZEYTİN DALI SATIŞTA

Silah-ve-ZeytinOrtadoğu muhabiri olarak dengeli ve objektif haberciliği ile gösterdiği performansla yıllar içinde dünyanın en saygın Ortadoğu uzmanlarından biri olarak haklı bir yer edinen ve kitaplarıyla Ortadoğu tarihine ilişkin önemli katkılarda bulunan David Hirst‘ün Silah ve Zeytin Dalı kitabı, Cengiz Çandar’ın Türkçe baskı için önsözüyle ve Timur Demirtaş‘ın çevirisi ile 668 sayfa olarak yayınlandı.  Daha önce Arapçaya da çevrilen ve  ilk baskısı 1977 yılında yapılan kitap, David Hirst’ün 1983 ve 2000 yılındaki güncelleme ve eklemeleriyle eksiksiz bir Ortadoğu tarihi sunuyor. Devamı

DAVID HIRST İLK KEZ TÜRKÇE’DE

 

DHirst1936 doğumlu David Hirst, İngiliz bir gazeteci olarak yaşamını Ortadoğu meseleleriyle geçirmiş cesur bir muhabir. Ortadoğu ilgililerinin çok iyi bildiği saygıdeğer bir entellektüel. Ortadoğu uzmanı Cengiz Çandar onun için “Ortadoğu uzmanı” ve “kendi kuşağının örnek aldığı bir kaç isimden biri olduğunu” söylüyor. Robert Fisk, kitaplarında David Hirst için Ortadoğu uzmanı diyor.  Modern bir Ortadoğu klasiği haline gelen ve yayınevimizce “Silah ve Zeytin Dalı” adıyla yayınlanacak kitabının ilk baskısı vesilesiyle Edward Said’in de övgüsünü almış bir gazeteci. Devamı