ULU KAM’IN ARDINDAN…

GALLEMİT – ULU KAM

 “Künyeler kazınır demir sandıkta

Tükenip gidiyor ömür dediğin…”

Ulu Kam da sessiz sedasız fani ömrünü tüketti gitti. Beşer ismiyle kaydedildiği kütükten künyesi kazındı. Servet Somuncuoğlu’nun her satırı hikmet dolu Gallemit kitabıyla ikisi de çoktan ölümsüzlerin arasına girmişti. Kitabın kapağında upuzun saçları ve sakalları, bir deri bir kemik vücudu ve fakat hüzünlü bilge duruşuyla hafızalarda yerini koruyacak.

Yazarın asker ocağında tanıdığı Muzaffer Sarısülük de kendisi gibi edebiyatçıdır. Entelektüel seviyeleri sıradanlığın ötesinde olduğu için iyi anlaşırlar, edebi sohbetlerle birbirlerini ölçüp tarttıktan sonra sırlarını paylaşacak derecede dostluk tesis ederler. Acemi birliğindeki dağıtımdan önce Muzaffer Hoca geleceğe dair sıra dışı tasavvurlarını dostuna ifşa eder. “Çok küçük yaşta evlendim. Beş çocuğum var. Hepsini seviyorum. Şüphesiz onlar da beni seviyor. Fakat hayat tercihim farklı olacak. İlkel yaşama dönecek ve duygusal zekâya döneceğim. Entelektüel zekâ insanlığın sonunu hazırlıyor. Savaş denildiğinde kanım donuyor, ama insanlar savaştan vazgeçmiyor. Ben kendime ait belirlediğim dünyaya döneceğim. Bu benim kendi seçimim. Herkes bir şeyler diyecek, kim ne derse desin umurumda değil. Plastiğe dokunmadan yaşamak istiyorum. Çekileceğim. Ömrümün kalan kısmını insan gibi yaşamak istiyorum.”

Ve dediğini yapar. İlkel hayata döner. Adeta uzlete çekilir. Ayrıldıktan sonra yazarla bir süre irtibatı sürdürürler. Kitapta yer alan ilk mektubunun ilk cümlesi hayat felsefesini hülasa etmektedir. “Savrulup gidiyor ömür dediğin…”

Yirmi yedi yıl medeniyetin sunduğu imkânlardan mahrum kalmak ömrü savurup harcamak mıdır bilemeyiz. Derme çatma bir kulübede ekmeksiz aşsız, ilaçsız doktorsuz, açlıktan ölmeden, soğuktan donmadan çeyrek asır yaşamak. Şüphesiz tercih edilecek, tavsiye edilecek, emsal alınacak bir hayat tarzı gibi görünmüyor. Ancak şartlar ne olursa olsun yolunda sebat etmenin, sözünden dönmemenin çok saygıdeğer olduğu kesin.

Muzaffer Hoca öğretmenlik mesleğinden istifa etmeyebilirdi. Elinden iş de geliyormuş, maaşının yanına ek gelir katarak gül gibi geçinir, kooperatife filan girip ev bark sahibi olabilirdi. Üç beş sene sonra bir tavassutla idareci de olurdu. Siyasi uysallık gösterirse az daha geçince muhtemelen müdür de olurdu. Muhakkak ki her bir şey olurken kişiliğinde yaşamak zorunda kalacağı değişim cendereye girmişçesine ruhunu daha da sıkacaktı. O ruhunu sosyal müesseselerin vereceği ıstıraba teslim etmektense tabiat güçlerinin fiziki eziyetini tercih etti. Mahrumiyete belki daha uzun yıllar mukavemet edebilecekken kör bir kurşunla vurulan oğlu Ethem Sarısülük’ün acısı takatini azalttı. Doğrusunu Allah bilir. Ancak üreyip çoğalma çağına gelmeden kesilen kuzulara acıyan bir yürek o acıya ne kadar dayanabilir ki.

Ulu Kam; bir kere sesini duymuştum. Gelip görmeye niyet etmedim hiç. Lüzum etseydi sen çağırırdın, ben de hissederdim. Çünkü Servet kitabında; “Her şey birbirine karıştı. Kam o mu, ben mi, yoksa Aziz mi” diye sorarak üçüncü şahıs sıfatıyla naçizi de kenarından kam cümlesine dahil etmişti. Yaşadığın yerlere gelip saygıdeğer dünyanda rahatsız etmek istemedim. Çünkü sen kendi şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili bir dava gütmedin, topyekûn menfiliklerle idi meselen. İnsanlığa daha insani hayat sunacağına inandığımız ideallerimizi henüz gerçekleştiremedik. Dolayısıyla seni mutlu kılacak hususlar paylaşamayacağım için gönül rahatlığıyla gelemedim.

Ancak buzlu gecelerde aklıma düştün hep. Mükellef sayılabilecek sofralarda da. Oğlun vurulduğunda biz de bir evlat kaybetmiş gibi yandık. Daha fazlası elden gelmedi. Mekânın uçmağ olsun. Mazlumla zalimin hesaplaşacağı, topal karıncanın hakkını alacağı zeminde karşılaşırız inşallah. Gallemit ile isminiz daima yaşayacak. İlk kez mektubunda duyduğumuz türküyle sizi daima yad edeceğiz. Saygıyla…

Yusuf Yılmaz Araç

“Bir insan ömrünü neye vermeli

Tükenip gidiyor ömür dediğin

Yolda kalan da bir, yürüyen de bir

Savrulup gidiyor insan dediğin

 

Yüreğin ürperir kapı çalınsa

Esmeyen yelinden hile sezerler

Künyeler kazınır demir sandıkta

Harcanıp gidiyor insan dediğin

 

Dışı eli yakar, içi de seni

Sona eklenmedi önce gideni

Ayrılık gününün kör dereleri

Bölünüp gidiyor nehir dediğin…”

 

EDİTÖRÜNÜN KALEMİNDEN GALLEMİT’İN HİKÂYESİ

GALLEMİT

“Savrulup gidiyor ömür dediğin…

Sararmış satır aralarında çeyrek asırdır sızlayan yorgun hüzün sesleri. Ulu Kam’ın iç çekişi. ‘Tibet’in rahipleri benden daha yalnız değildir…’

Biri zahirde derbeder, diğeri sırların peşinde iki yalnız adam. Yürek yangınını söndürür ümidiyle kor ateşe serpilen suyun şarkta çıkardığı cızırtıyı garpta da duyabilen sıra dışı iki insanın gönül yolculuğu. Şaman davulları, veliler, amansız kokular, Elsa’nın gözleri…

IMG-20150627-WA0000

 

 

Yalnız’ın öyküsü… Yalnızlığa öykü… Devamı

GALLEMİT: NEDEN YENİ BİR BASKI?

Servet Somuncuoğlu’nun Gallemit isimli kitabı yayınevimizin ilk kitabı olma özelliği taşıyor. Bununla birlikte kitap ilk kez 2006 yılında bir başka yayınevi tarafından yayınlanmıştı. Yıllardır biriken talep kadar önemli bir başka husus daha var yeni baskı ile ilgili olarak: Bu baskı, ilk baskının bire bir aynısı değildir.

Gallemit’in yeni baskısı, merhum yazarın kadim dostu Yusuf Yılmaz Araç tarafından üstlenilen son derece titiz bir editörlükle baştan sona elden geçirilmiştir.

Devamı