TRUMP, AFGANİSTAN, POPÜLER TARİHYAZIMI…

Trump “Rusya, Sovyetler Birliği’ydi. Onu Afganistan Rusya haline getirdi.  Afganistan’da savaşıp çöktüler. Rusların Afganistan’da olma sebepleri, Afganistan’daki teröristlerin Rusya’ya geçmeleriydi. Orda olmakta haklıydılar… ” diyor:

ABD’nin mücahitlere Sovyet işgalinden önce yardım etmeye başladığı kabul ediliyordu. Bunu 1996 yılında yayınladığı anılarında CIA eski başkanı Robert Gates ilan etmişti:

gates_from

Projenin beyni Brzezinski de 1998 yılında Fransız Le Nouvel Observateur dergisine verdiği röportajda bunu teyit etmişti: “Evet, CIA Afganistan’a Ruslardan önce girdi…

ob_387f07_brzezinski-obs-1998-391f2

Bu konu Bruce Riedel‘in Ne Kazandık: Amerika’nın Afganistan’daki Gizli Savaşı 1979-1989 isimli kitabında geçiyor:

a1-2

a2-2

Blank bookcover with clipping path

Afganistan savaşı Sovyetlerin çöküşünü ve soğuk savaşın bitişini hızlandırdı. Olayın kurgusunu yapanlarla yapılan görüşmeler ve yapılan analizlerin değerlendirilmesinden çıkan sonuç, Brzezinski’nin ABD’nin mücahidlere yaptığı yardımın Rusya’yı tahrik ederek işgale sevk edeceği konusunda CIA ile ayrı düşmesi, ama Carter’ın gizlice Brzezinski’nin planına sadık kalarak hareket ettiği. Ama bu konuda yazılanların hiçbirinde “Afgan teröristlerin” Rusya içine girdikleri, sızdıkları veya saldırdıkları şeklinde bir bilgi yok. Şimdi “Rusya’yı biz tahrik ettik, kendileri de emin olmadıkları bir operasyona girip soğuk savaşın bitmesine yol açan hatalarını yaptılar” demeyip, özenli bir plan dahilinde destekledikleri “Afgan teröristlerin” Rusya’ya saldırmaları nedeniyle işgal Rusya için meşruydu demek, yepyeni bir boyut. Hem 40 yıl önce ekilen tohumdan hala ürün elde edilebildiğini , hem de neo-concu işgal ve savaş “meşruiyet ahlakını” tazeleyen çağrışımları var.

LIBOR’UN MUCİDİ ZOMBANAKİS VEFAT ETTİ…

“Dünyanın en önemli rakamını bulan adam”, Yunan bankacı Zombanakis 22 Aralık 2018’de 92 yaşında vefat etti.

Bu blogda, Libor Skandalı kitabının bir bölümünü de oluşturan ve Zombanakis’in biyografik bilgileriyle Libor’un nasıl ortaya çıktığını anlatan uzun Bloomberg makalesinin Türkçesine yer verilmişti.

Tarihe Euromarkets ve Eurodolar piyasalarının ortaya çıkışındaki rolüyle damgasını vuran Zombanakis hakkındaki makaleyi bu linkten tekrar okuyabilirsiniz…

zomba

 

ULU KAM’IN ARDINDAN…

GALLEMİT – ULU KAM

 “Künyeler kazınır demir sandıkta

Tükenip gidiyor ömür dediğin…”

Ulu Kam da sessiz sedasız fani ömrünü tüketti gitti. Beşer ismiyle kaydedildiği kütükten künyesi kazındı. Servet Somuncuoğlu’nun her satırı hikmet dolu Gallemit kitabıyla ikisi de çoktan ölümsüzlerin arasına girmişti. Kitabın kapağında upuzun saçları ve sakalları, bir deri bir kemik vücudu ve fakat hüzünlü bilge duruşuyla hafızalarda yerini koruyacak.

Yazarın asker ocağında tanıdığı Muzaffer Sarısülük de kendisi gibi edebiyatçıdır. Entelektüel seviyeleri sıradanlığın ötesinde olduğu için iyi anlaşırlar, edebi sohbetlerle birbirlerini ölçüp tarttıktan sonra sırlarını paylaşacak derecede dostluk tesis ederler. Acemi birliğindeki dağıtımdan önce Muzaffer Hoca geleceğe dair sıra dışı tasavvurlarını dostuna ifşa eder. “Çok küçük yaşta evlendim. Beş çocuğum var. Hepsini seviyorum. Şüphesiz onlar da beni seviyor. Fakat hayat tercihim farklı olacak. İlkel yaşama dönecek ve duygusal zekâya döneceğim. Entelektüel zekâ insanlığın sonunu hazırlıyor. Savaş denildiğinde kanım donuyor, ama insanlar savaştan vazgeçmiyor. Ben kendime ait belirlediğim dünyaya döneceğim. Bu benim kendi seçimim. Herkes bir şeyler diyecek, kim ne derse desin umurumda değil. Plastiğe dokunmadan yaşamak istiyorum. Çekileceğim. Ömrümün kalan kısmını insan gibi yaşamak istiyorum.”

Ve dediğini yapar. İlkel hayata döner. Adeta uzlete çekilir. Ayrıldıktan sonra yazarla bir süre irtibatı sürdürürler. Kitapta yer alan ilk mektubunun ilk cümlesi hayat felsefesini hülasa etmektedir. “Savrulup gidiyor ömür dediğin…”

Yirmi yedi yıl medeniyetin sunduğu imkânlardan mahrum kalmak ömrü savurup harcamak mıdır bilemeyiz. Derme çatma bir kulübede ekmeksiz aşsız, ilaçsız doktorsuz, açlıktan ölmeden, soğuktan donmadan çeyrek asır yaşamak. Şüphesiz tercih edilecek, tavsiye edilecek, emsal alınacak bir hayat tarzı gibi görünmüyor. Ancak şartlar ne olursa olsun yolunda sebat etmenin, sözünden dönmemenin çok saygıdeğer olduğu kesin.

Muzaffer Hoca öğretmenlik mesleğinden istifa etmeyebilirdi. Elinden iş de geliyormuş, maaşının yanına ek gelir katarak gül gibi geçinir, kooperatife filan girip ev bark sahibi olabilirdi. Üç beş sene sonra bir tavassutla idareci de olurdu. Siyasi uysallık gösterirse az daha geçince muhtemelen müdür de olurdu. Muhakkak ki her bir şey olurken kişiliğinde yaşamak zorunda kalacağı değişim cendereye girmişçesine ruhunu daha da sıkacaktı. O ruhunu sosyal müesseselerin vereceği ıstıraba teslim etmektense tabiat güçlerinin fiziki eziyetini tercih etti. Mahrumiyete belki daha uzun yıllar mukavemet edebilecekken kör bir kurşunla vurulan oğlu Ethem Sarısülük’ün acısı takatini azalttı. Doğrusunu Allah bilir. Ancak üreyip çoğalma çağına gelmeden kesilen kuzulara acıyan bir yürek o acıya ne kadar dayanabilir ki.

Ulu Kam; bir kere sesini duymuştum. Gelip görmeye niyet etmedim hiç. Lüzum etseydi sen çağırırdın, ben de hissederdim. Çünkü Servet kitabında; “Her şey birbirine karıştı. Kam o mu, ben mi, yoksa Aziz mi” diye sorarak üçüncü şahıs sıfatıyla naçizi de kenarından kam cümlesine dahil etmişti. Yaşadığın yerlere gelip saygıdeğer dünyanda rahatsız etmek istemedim. Çünkü sen kendi şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili bir dava gütmedin, topyekûn menfiliklerle idi meselen. İnsanlığa daha insani hayat sunacağına inandığımız ideallerimizi henüz gerçekleştiremedik. Dolayısıyla seni mutlu kılacak hususlar paylaşamayacağım için gönül rahatlığıyla gelemedim.

Ancak buzlu gecelerde aklıma düştün hep. Mükellef sayılabilecek sofralarda da. Oğlun vurulduğunda biz de bir evlat kaybetmiş gibi yandık. Daha fazlası elden gelmedi. Mekânın uçmağ olsun. Mazlumla zalimin hesaplaşacağı, topal karıncanın hakkını alacağı zeminde karşılaşırız inşallah. Gallemit ile isminiz daima yaşayacak. İlk kez mektubunda duyduğumuz türküyle sizi daima yad edeceğiz. Saygıyla…

Yusuf Yılmaz Araç

“Bir insan ömrünü neye vermeli

Tükenip gidiyor ömür dediğin

Yolda kalan da bir, yürüyen de bir

Savrulup gidiyor insan dediğin

 

Yüreğin ürperir kapı çalınsa

Esmeyen yelinden hile sezerler

Künyeler kazınır demir sandıkta

Harcanıp gidiyor insan dediğin

 

Dışı eli yakar, içi de seni

Sona eklenmedi önce gideni

Ayrılık gününün kör dereleri

Bölünüp gidiyor nehir dediğin…”

 

AŞMUNİKAL: GERÇEK GÜNDEM HABERİ

gercekgundem

İlk romanı yayımlanan Nevres ARİF alışılmadık bir yazar. Yeni tanıştığımız yazarlar arasından AŞMUNİKAL adlı romanıyla çok kısa sürede sıyrılacağı su götürmez bir gerçek. Bambaşka bir üsluba ve tekniğe sahip ARİF.

Matbuat yayınlarından çıkan AŞMUNİKAL’in konusu da çok ilginç. Elazığ doğumlu yazar, bugüne kadar pek de işlenmemiş bir dönemi, Hititleri anlatıyor. Fantastik bir dünyada sürükleyici bir maceraya tanık oluyoruz. Bir yandan inancın ve sevginin insan egosuyla çatışmasının Hitit ülkesinde yol açtığı anarşiyi diğer yandan da Ahura Mazda inancının günümüz Anadolu’sundaki izlerini sürüyoruz.

asmunikal

Nevres ARİF, AŞMUNİKAL’e bir şiirle başlamış:

“Analar doğurmaz bu topraklarda çocukları,
Topraktır doğuran onları.

Çetindir koynunda yaşam, her ruh ateşle sınanır
Her ırktan melanet, Işığını boğmak için saldırır;

Kılavuzluk eder -ne yazık ki- bu habasete özünü yitirmiş evlatları
İşte tam da bu yüzden ebediyete taşır Anadolu, özü aşk olan çocuklarını.

Derler ki müsebbibidir bunun, Nesice Konuşanların Tavanannası
İnancına ihanet etti Ahura Mazda’nın, Ahriman’a ram etti bu toprağın yazgısını

Binlerce yıl ötelenen muharebe tekrar başlasın
Melanetin zehirlediği ruhlar, yeniden dirilen aşkla arınsın

Yeniden hayat bulsun İştar’ın müridleri
Tekrar yazılsın Levh-i Mahfuz’a kaderleri

İşte tam da bu yüzden bu borç her birine ödenmiştir.
Çünkü bu hikâye; Anadolu’nun ışığı solan kızlarının, oğullarının hikâyesidir.”

Kitabın ilk sayfasındaki bu şiir, aslında nasıl bir yazarla karşı karşıya olduğumuzun da ipuçlarını veriyor.

 

Nevres ARİF’e ve dolayısıyla AŞMUNİKAL’e edebiyatseverlerin ilgisinin büyük olacağına eminiz.

 

KIYAMETİN EŞİĞİNDE: PUBLISHERS WEEKLY KRİTİĞİ

pweekly

CIA emektarı ve eski başkanlık danışmanı Reidel, Hindistan ve Pakistan’ın ya uygun, barışçıl bir bağa demir atacağını ya da nükleer savaşa gireceklerini ileri sürerek Güney Asya’da iki olası senaryo sunuyor. Riedel ABD’yi, çıkarlar oldukça yüksek olduğu için işe dâhil olmaya çağırıyor: on yedi yıl içinde Hindistan ve Pakistan, “dünyanın GSMH’sinin yüzde 40’ını” oluşturacak ve Hindistan dünyanın en kalabalık ülkesi olacak.

Bu iki devlet arasında kalıcı işbirliğini inşa etmede veya barışı pekiştirmedeki, devleri küçük oyuncular olarak görmekten kaynaklanan Amerikan başarısızlığı, yerel kavgaların kendi bölgesel manevralarımızla karıştırılmasına sebep oluyor.

Blank bookcover with clipping path

Kıyametin Eşiğinde: Amerika, Hindistan ve Pakistan Sarmalı

Soğuk Savaş boyunca ABD, kaynakları şimdi terör örgütü Leşker-i Tayyibe’yi destekleyen Pakistan’ın istihbarat servisi ISI’yi yarattı; ISI’nin cesaretlendirmesi Pakistan’ın Keşmir’in kontrolü üzerinde Hindistan’la uzun süredir devam eden anlaşmazlığından kaynaklanıyor. Bu arada ISI, LeT ve El Kaide, bir nükleer savaşı tutuşturma umuduyla 2009 Bombay bombalı saldırısını düzenledi.

Keşmir’in statüsüyle ilgili sorunun çözümüne yönelik çok sayıda ABD teşebbüsü boşa çıktı ya da kırıldı; sorunu görmezden gelmek, diyor Riedel bize, oyundan Armageddon’un lehine çekilmektir.

Riedel Mumbai saldırısının Hindistan ve ABD’yi nesnel zarar tarafından tanımlanan, salmak istediği ortak bir düşmana karşı birleştirerek manzarayı dramatik bir şekilde, belki de çözüme yönelik olarak değiştirdiğini iddia ediyor.