BİR İHANET HARİTASI: BÜYÜLEYİCİ BİR ÖYKÜ (PW KRİTİĞİ)

pweekly

Waiting (Bekleyiş) kitabıyla National Book Award ve PEN/Faulkner ödüllerini kazanan yazar Ha Jin bu kez, bir kadının, babasının devletine ve ailesine sadakatinin sınırlarını sorguladığı bir kitapla geliyor. Hikâye günümüz ve 1949-1989 yıllarını kapsayan dönemler arasında değişimli olarak ilerliyor. Günümüzde; Amerika doğumlu Lilian Shang, babası Gary’nin Mao yönetimine bilgi sızdıran Amerikada yerleşik bir Çinli casus olarak gizemli hayatını çözüyor. Babasının geçirdiği evrimin öğrenciliğe, ajanlığa ve sonra mahkûmluğa ait parçalarını bir araya getiriyor; zira sonunda CIA tarafından üst bir-ihanet-haritasidüzey bir köstebek olarak yakalanıyor. Lilian araştırmasını öncelikle Gary’nin uzatmalı metresi tarafından Lilian’a miras bırakılan kapsamlı günlükleri üzerinden yürütüyor. Gary’nin hikâyesi sadece haber metni gibi okunmak için çok karmaşık olduğundan Lilian babasının diğer ailesiyle irtibat kurmak üzere kuzey Çin’e seyahat ediyor. Bunu yaparak Gary’nin yurtdışındaki yaşamını tanımlayan istila edici ikiyüzlülüğü görüyor; aile üyeleri onyıllarca önce ayrıldıktan sonra ona ne olduğunu konusunda çok az şey biliyor. Lilian’ın kocası yeni tanışılan bir Çinli kuzenle birlikte şüpheli bir mikroçip işine bulaşınca FBI devreye giriyor ve Lilian buna aile bağı ile mi yoksa kendini koruma içgüdüsü ile mi karşılık vermesi gerektiğini tartmak zorunda kalıyor. Jin’in zarif nesri hayran bırakıyor; bilgiyi ölçülü bir şekilde, neredeyse zoraki deşifre ediyor. Sonuç, geçen yarım asır boyunca Çin siyasi vaziyetini sorgulayan büyüleyici bir öykü…

 

 

BÜYÜK VURGUN: PUBLISHERS WEEKLY KRİTİĞİ

pweekly

Bir Wall Street gerilim romanı BÜYÜK VURGUN hakkında

Hedge fon yöneticisi Rick Salvado, müstear adıyla Conway‘in etkileyici ilk gerilim romanının birinci sayfasından itibaren üzerinde kötülük taşıyor. Salvado, 28 yaşındaki “istatistiksel arbitraj analizcisi” iyi adam Drew Havens sayesinde 2008 yılında konut balonu patladığında büyük kazanç sağladı, Havens da öyle. Ancak, Ekim 2011’de aksiyon başladığında, kariyer tercihinden emin olmayan Havens, himayesindeki Danny Weiss’in tuhaf alım satım faaliyetleri hakkındaki şifreli mesajlarına dayanarak, fonun aldığı muhtemelen tehlikeli işlem emirleriyle ilgili endişe duyuyor. İlkin Hong Kong’da bir trader’ınki ile başlayan bedenlerin cansız olarak yere düşmesiyle, Terörizm ve Mali İstihbarat görev gücü ajanı Cara Sobieski dosyayı üzerine alıyor. Lisbeth Salander’in finansal dünyadaki muadili olan Sobieski, zeki ama çoğunlukla pek parlak olmayan Havens’dan daha ilgi çekici bir kahraman olarak ortaya çıkıyor. Conway, “bir hedge fon insider’ı” olarak içeriden bilgi verirken, bazen açıklamalarda zorluk yaşasa da, yüksek finansın gizemli dünyasına okumadan edemeyeceğiniz bir bakış sunuyor.

 

WALL STREET ROMANI DÜMECİ’NİN YAZARI MICHAEL POCALYKO SÖYLEŞİSİ: THE BIG THRILL

Dümenci, Michael Pocalyko

31 MAYIS 2013, J.N. DUNCAN

Haziran’da piyasaya çıkan DÜMENCİ’nin yazarı Michael Pocalyko‘ya bu ayki ITW Bülteni’ne katıldığı için hoş geldiniz diyorum. Bir yazarın, büyük gerilimleri yazarken bu kadar çok gerçek dünya tecrübesini masaya koyması sık görülen bir şey değil, fakat Bay Pocalyko, emekli bir Deniz Komutanı, eski bir siyasetçi, bir yatırım şirketinin CEO’su ve bütün bu arka planını siyaset ve büyük iş dünyasının karmaşıklığı ile olduğu kadar, insan ruhuna giren yoğun, aksiyon dolu heyecanlı bir yolculukla da birleştirebiliyor. Bu notla birlikte iyi şeyler öğrenelim ve Michael’ın yazı yazmak ve yeni kitabı hakkında söylediklerine bakalım.

DÜMENCİ’de bir çok tema var. Bunların ne kadarı yazılmadan önce planlandı ve ne kadarı hikayeyle birlikte bir sonuç olarak ortaya çıktı?

Bu romanı yazmaya başladığımda aklımda sadece birkaç ana tema vardı. Biten çalışmada en belirgin olan onlar. Geçmiş hayatlarımıza nasıl karışır. Big data’nın, büyük işletmelerin, büyük teknolojinin, büyük hükümetin, büyük düzenlemenin ve büyük finansın kesişme noktası. Babalar, oğullar ve kardeşler. PTSD (Post-Traumatic Stress Disorder: Post-Travmatik Stres Bozukluğu). Yazdıklarım ilerledikçe, daha incelikli bazı temalar şekillenmeye başladı. Örneğin Soğuk Savaş, mafya alt kurgusu, Rick ve Julia’nın yeniden doğan romantizmi ve eski eşler olarak ilişkileri ya da gizemli İsrail bağlantısının ve Arap onurunun ortaya çıkışı. Bu temalar tamamen yazarken ortaya çıktı. Tam planlanmamış olduklarını da söylemem, ama kendi hayatlarını ve seslerlerini gerçekten bu kitap bir şekil aldıken kazandılar. Her şeyden çok şey yapmak istediğim, modern dünyanın karmaşıklığı ve birbirine bağlılığı ile gerilimin zeki, aydınlatıcı, edebi ve önemli konuları ele alan bir roman olabileceğini göstermekti.

dumenci-2

İnanılmaz bir geçmiş tecrübeniz var: ordu, şirket, politika. Sanki bu hikâyedeki bazı merkezi temalar ve konuları kapsayacak şekilde bir kurgu dışı kitap yazabilirdiniz. Peki, neden bir gerilim yazdınız?

Kurgunun, güçlü gerçeği söylemenin en iyi yol olduğu bazı anlar ve meseleler vardır. Asıl sebep bu, ancak beni bu yönde zorlayan diğer bir sebep daha var. On yıllardır politikada ve ticari dünyada aktifim. Çok çeşitli yayınlarım oldu ve bir çok gözlem yaptım. En önemli gerçekliklerden biri, büyük ve kalıcı bir kurgu dışı kitap yazsanız bile, büyük olasılıkla gürültüde kaybolacağınızdır. Hiç Robert Pozen’in TOO BIG TO SAVE (KURTARMAK İÇİN ÇOK BÜYÜK) kitabını duydunuz mu? Ya Blythe McGarvie’nin SHAKING THE GLOBE (KÜREYİ SALLAMAK) kitabını? Her ikisi de üstün, etkileyici, önemli kitaplardır. Genel bir okuyucu kitlesine sahip olmaları gerekir, ancak ne yazık ki durum böyle değil. Bir gerilim yazdım çünkü bu, önemsediğim konuları yükseltiyor ve açıkçası, şu anda, romanın tarihte aldığı en inandırıcı form budur.

Hikayenizde psikolojik, küresel iş dünyasına dair ve siyasi konulara değiniyorsunuz. Bir yazar olarak bunlardan hangisini en çok ilgi uyandıran konu olduğunu düşünüyorsunuz? Devamı

ONBAŞININ KARISI: OYUNUN ZİRVESİNDEKİ BİR YAZARDAN

ONBAŞININ KARISI, GERALD SEYMOUR

Çoğu ‘teröre karşı savaşta casusluk’ gerilimleri bir tarafı eksik karakterlerle doluyken, kendini Seymour‘un adrenalinin ve zorlu uluslararası geriliminin hedefinde bulmak ferahlatıcıydı.

Bunun Seymour‘un 30. romanı olduğu ve hatta ilk kitabı Harry’nin Oyunu ile 2011’de yayınlanan müthiş kitabı Ölümün Adı Yok arasındaki yüksek gelgit izi göz önüne alındığında, şüphesiz en mükemmel olanı bu en son kitabı. Seymour’un son iki romanı gibi, manşetlerimizden hızla geçip giden İran’daki uluslararası kötü adamlara odaklanmış durumdayız.

onbasinin-karisi

Devrim Muhafızlarına bağlı seçkin Kudüs Tugayı Tuğgenerali Rıza Joyberi, genç şoförünü, kitaba adını veren onbaşı Mehrak’ı ‘kayıt dışı’ bir bankacılık işi için Dubai’ye gönderdiğinde, genç şoför İngiliz Gizli Servisi’nin (SIS) bir aşk tuzağına takılır ve Avusturya’da güvenli bir eve kaçırılır. SIS, Mehrak’ın, Kudüs Tugayı’nın en üst düzey görevlilerine, siyasetçilere ve benzerlerine şoförlük yaptığından nükleer santraller gibi gizli üsler arasındaki gidiş gelişlerde sorgulamaya değer önemli bilgilere kulak misafiri olduğunu düşünmektedir; bunu İran nükleer arzularını gerçeğe dönüştürmeden önce öğrenmelidir.

Onbaşı Mehrak, Dubai’deki ‘temasının’ gizli çekiminin yayınlanacağı ve böylece İran’daki hayatının sona ereceği söylenene kadar işbirliği yapmayacaktır. Avusturya’da Mehrak’ın dikkatini, İngilizlerden eşi Feride’nin İran’dan kaçırılmasını talep ettiğinde bunu kabul eden Petrok Kenning çeker. Mehrak’dan kilit bilgiyi almak, SIS’deki İngilizleri Mossad ve CIA’deki muadilleriyle aynı seviyeye getirecektir, böylece bu operasyonda büyük ölçüde destek sağlanır. Devamı

Hayat Sonrası Hayat: SUSAN BARKER NPR RÖPORTAJI

Hayat Sonrası Hayat

Şoför Wang’in Altıncı Hayatı Ruh Eşlerinin Dolambaçlı Hikâyesini Örüyor

nprRadyo Röportajı, 16 Ağustos 2015,

 

 

Roman, Pekin’de taksicilik yapan bir şoföre gelen tuhaf mektuplarla açılıyor ve yavaş yavaş çağlar boyu birbirine bağlanmış iki ruhun hikâyesi açığa çıkıyor. Susan Barker’ın Şoför Wang’in Altıncı Hayatı isimli romanı Çin’in uzun tarihi boyunca çınlayan iki sesi, bu iki sesin ölümlerini, yeniden hayata gelişlerini ve her bir yaşamda yeniden karşılaşmalarını takip ediyor. Susan Barker, programa hoş geldiniz.

SUSAN BARKER: Merhaba, sizinle konuşuyor olmak harika.

VIGELAND: Romanınızdaki hikâye oldukça çetrefilli.

BARKER: Evet. Hikâye, 2008 yılında Olimpiyatların başlamasına aylar kala Pekin’de geçiyor. Ana karakter, şehrin doğusunda karısı ve kızıyla sakin bir hayat süren Wang Jun isminde bir taksi şoförü. Bu sakin hayat, Wang Jun’un, bir gün taksisinin güneşliğinde isimsiz bir mektup bulmasıyla değişiyor. Mektupta, Wang’in birçok geçmiş hayatı olduğu yazıyor ve mektupların yazarı bu hayatların her birinde Wang’i tanıdığını söylüyor.

susanbarker

 

Mektupların yazarı Wang’in geçmiş yaşamlarının hikâyesini yazıyor. Bunları Wang’e anlatmak yazarın görevi. Devam eden mektuplarda Wang’in geçmiş yaşamlarını takip ediyoruz: Tang Hanedanı döneminde bir hadım, Cengiz Han’ın işgali sırasında bir köle, Ming Hanedanı döneminde bir cariye, Afyon Savaşları’nda bir balıkçı oğlan ve Başkan Mao’nun Kültür Devrimi günlerinde bir öğrenci olarak… Mektuplarda yazar, ayrıca Wang’le olan ilişkilerinin doğasını da anlatıyor; kimi zaman bir ailenin fertleri, kimi zaman arkadaş bazense âşıklar olarak ama ilişkileri her seferinde saplantılı ve çatışmalı.

VIGELAND: En hafif tabirle…

BARKER: (Kahkaha atıyor) Aynen.

VIGELAND: Bizim için kitaptan bir pasaj okuyabilir misiniz?

BARKER: Tabi, elbette. (Okuyor) Kaldırımın kenarında durdum ve gidişini izledim. Taksi şoförü Wang Jun. Sürücü kimlik numarası 394493. Otuz bir yaşında, bitkin, Kızıl Pagoda Tepesi sigarası tiryakisi. Yeniden hayataa gelişlerinin bu son halkasında, diğer herkes gibi yeniden doğumun kaza kurşunuyla, kaderin piyangosuyla seçilmiş. Kimsin sen? diye soruyor olmalısın. Ben senin ruh ikizinim, eski dostunum ve bu on altı milyon insanın yaşadığı şehre seni aramaya geldim.

sofor-wang

VIGELAND: Burada şoförle ve bu kimliği belirsiz anlatıcı ya da gözcüyle, yani basit bir ifadeyle Wang’i takip eden kişiyle giriyoruz hikâyeye. Ama burası, bu karakterlerin, bu ruhların başladığı nokta değil; sanki en son reenkarnasyonlarının tam orta yerine bırakılmış gibiyiz. Ve bu ruhlar birbirlerine bağlanmış olsalar da bu bağı yaratan şey tam olarak aşk değil. Karakterlerin hikâyelerinde çok fazla şiddet var. Bu tarz bir hikâyenin çok kolay yazıldığı düşünülür, bilirsiniz, yani ruh ikizlerinin aşk hikâyesi. Ama siz duygusal anlamda bunu çok çok daha karmaşık ve dağınık bir hale getirmişsiniz. Devamı