Hamas’ı seven casus. Ve Hizbullah’ı. Ve İran’ı.

motherjones

Hamas’ı seven casus. 

Ve Hizbullah’ı. 

Ve İran’ı.

Eski MI6 süperstarı Alastair Crooke gerçekten kimin için çalışıyor?

DAVID SAMUELS, 23 09 2009

 

Beyrut’un zengin Eşrefiye semtindeki sessiz ve dar bir sokakta bulunan ALBERGO HOTEL, bir casusla buluşmak için mükemmel bir yer. Sokağın adı Abdel Wahab El Inglizi —İngiliz Abdülvahab — belki de İngiliz tavırlarını benimseyen bir Arap için konmuş. Güzel bir eski taş duvarla meraklı gözlerden gizlenmiş olan otelin girişinin dışındaki çan şekli verilmiş tel kafeste küçük yeşil papağanlar konuşuyor. Zemin kattaki lobide sandal ağacının kokusu, duvarlardaki içinde Roma tarih kitaplarının Fransızca çevirileri ve eski bir Britannica Ansiklopedisi de bulunan deri kaplı kolonyal kütüphanenin hoş çürük kokusuna karışıyor. Bir tarafta resepsiyon; diğer tarafta sakin bir bar. New Yorker’dan Seymour Hersh  Noel tatillerini burada geçiyor ve Lübnan Kabine üyeleri  ikinci kattaki hoş İtalyan restoranına düzenli olarak  akşam yemeğine geliyor.

Albergo’nun bugünlerdeki belki de en ilginç ve etkili müdavimi, IRA ile anlaşmalar yapan, Afganistan’daki mücahitlere silah akıtan, Kolombiya ormanlarında isyancı gruplarla vakit geçiren ve daha sonra Tony Blair’in Ortadoğu’daki gözü kulağı olarak hizmet eden eski bir İngiliz istihbarat ajanı olan Alastair Crooke.  Bir saha görevlisi olarak geçirdiği otuz yıldan sonra, 2003 yılının sonlarında ülkesine geri çağrıldı ve klasik İngiliz bürokrasi tarzına uygun olarak, hizmeti için kendisine bir kraliyet nişanı verildikten sonra işten atıldı. Londra’da ve Kudüs’te, Crooke’un militan İslamcılarla çok yakınlaşarak İngiliz başbakanını soğuttuğu söylentileri vardı. Çok geçmeden,  “Siyasi İslamı Dinlemek, Direnişi Tanımak” sloganıyla konferans ve diğer etkinlikler düzenleyen Beyrut’ta yerleşik Conflicts Forum’un kurucusu olarak yeniden ortaya çıktı.

crooke_300x200

 

Conflicts Forum, teröristlere nasıl politikacı olunacağını öğretmek için IRA ve Afrika Ulusal Kongresi’nden eski devrimciler arasına sızdı. Ancak grubun en etkili işlevi, Batılı diplomat ve istihbaratçıların, Filistin ve Lübnan’da siyasal güç kazanmış olmalarına rağmen Batılı hükümetler tarafından kara listeye alınan İran destekli “İslami direniş” grupları Hamas ve Hizbullah’ın temsilcileriyle gayrıresmi olarak buluşmalarını sağlamak. Toplantılar hakkında bilgi sahibi olan bir Batılı istihbarat subayı bana “Beyrut’taki önemli toplantılar Conflicts Forum etkinliklerinde gerçekleşmiyordu” dedi. “Etkinliklerden sonra restoranlarda ve otel odalarında veya insanların evlerinde gerçekleşiyordu.”

Başkan Obama’nın İran’la angajman çağrısı, Crooke’un arka kanal diyaloglarının arkasındaki umut verici fikirlerin, direniş liderleri denilenlerin genellikle temsil ettiklerini iddia ettikleri halk tarafından sevilmediği ve karşı konulduğu Müslüman toplumların tartışmalı gerçeklerine karşı test edileceği anlamına geliyor. Crooke’un hayran olduğu İslamcı görüşleri benimseyen adaylar 2006’da Filistin seçimlerini kazandılar, ancak Lübnan’da bu yıl yapılan seçimde zayıf bir performans sergilediler ve devlet güvenlik güçlerinin ve Besic milislerinin sokaktaki protestocu öğrencileri öldürdüğü İran’da büyük ölçüde muhalefete yolaçtılar. Crooke, İran için “Seçimin çalındığına dair hiçbir kanıt olmadığına inanıyorum” diyor. “Batılı haberlerde paradoksal olarak görmezden gelinen şey, bunun, devrimin gerçek ilkelerini temsil ettiğine inanan iki taraf arasındaki bir anlaşmazlık olduğu.” Devamı

KÜÇÜK DEVLETLERDEN SAKININ: LÜBNAN (Hıstorıan Kritiği)

KÜÇÜK DEVLETLERDEN SAKININ: LÜBNAN

Rus anarşist Mikhail Bakunin’in 1870’deki bir yorumundan başlığını alan Küçük Devletlerden Sakının, 19. yüzyıldan itibaren Lübnan tarihinin izini sürüyor ve 1982’den günümüze kadar olan döneme özel olarak eğiliyor. Anlatım, gazeteci David Hirst’ten bekleneceği üzere akıcı ve pürüzsüz, aynı zamanda güldürücü veya dokunaklı anekdotları yakalayan hassas bir kulağı var. Hirst, küçük bir devlet olan Lübnan’ın hem Ortadoğu’daki istikrarsızlığın hem de başta İsrail ve Suriye olmak üzere sınırları içinde savaşan komşu devletler arasındaki savaşın kurbanı olduğunu ileri sürüyor.

lubnan-on-kapak-baski

 

 

Filistin’de Siyonist projenin başlamasından itibaren, David Ben-Gurion ve diğer İsrailli liderler Arap dünyasındaki ve bir bütün olarak bölgedeki bölünme ve çatışmayı beslemeye çalıştılar. Hirst “Siyonistler(in) çeşitliliğin ve bölünmenin, anlaşmazlık ve rekabetin zaten mevcut olduğu ortamda, onları derinleştirmenin, bunu yapmadıkları yerde ise yaratmanın yollarını aradıklarını” ileri sürüyor.(s.40) Bu amaca uygun olarak, İsrail’in Lübnan’a karşı politikası, azınlık gruplarla ve özellikle birleşik bir Arap yanlısı devletten korkan Marunilerle sahte ittifaklara odaklandı. Hirst, İsrail ve bazen Suriye tarafından kendi ulusal çıkarları için ardı arkası kesilmeyen şekilde kullanılan ve manipüle edilen Lübnan’daki konfesyonel sistemin ne kadar kırılgan ve doğası gereği istikrarsız olduğunun detaylarıyla açıklıyor.

Anlatının çoğu Hirst’ün onyıllardır bölgede yaşıyor olmasından ve geniş bir yelpazedeki basılı kaynakların bir sonucu olarak Ortadoğu konusundaki kişisel bilgisine dayalı; metnin başındaki haritalar, makul uzunluktaki dipnotlar gibi faydalı referanslar sunuyor. Devamı

SİLAH VE ZEYTİN DALI: KLİŞELERİN BİRİNCİL KAYNAKLARLA REDDİ

Silah ve Zeytin Dalı, David Hirst

Bir Washington gazetecisi geçenlerde Ortadoğu çatışması hakkındaki Arap Amerikalıların bakışını “bilinen bir olaya bir dürbünün ters tarafından bakmaya” benzeterek tarif etmişti. David Hirst’ün yeni kitabı bazı okuyucularda aynı yönde bir etki bırakabilir, zira Hirst’ün tezi şiddetin siyasi Siyonizm’de mündemiç olduğu ve Filistinli Arapların şiddeti Siyonistlerden öğrendiğidir, bunun tersi değil. The Guardian’ın Ortadoğu muhabiri Hirst, Siyonist ve Filistinli kaynaklardan ve çatışmaya dair eleştirel çalışmalardan alıntılar ve dipnotlarla besleyerek çalışmasını baştan aşağı belgelere dayandırmış. Bu çalışmanın sadece dipnotları bile tek başına değerli bir kaynak.

Siyonistleri güç kullanmaya sadece akılsız Arap muhalefetinin mecbur ettiği iddiasını reddeden Hirst, Theodore Herzl’den başlayarak Siyonist liderlerin yerli Filistinli halkı topraklarından atmak ve Yahudi hakimiyetini garanti etmek için şiddet araçlarına olan ihtiyacı öngördüklerini ortaya koyuyor. Yazarın Siyonist pratiğin çelişkili açıklama hatlarına ilişkin tartışması çağdaş bir konudur: biri Araplar ve Batılılar, diğeri din kardeşleri ve planlama amaçları için. Herzl, toprağa “el koymak” ve yerel halkı ülkeden “süpürmek” planına ilişkin sırrını günlüğüne kaydederken bir yandan da Arapların Siyonist göçünden “korkacak hiçbir şey olmadığına” dair Filistin dini liderliğine güvence vermeyi deniyordu.

Silah-ve-Zeytin

Hirst aynı zamanda, feodal liderliğin, direnişin niteliği açık bir şekilde yerine oturana kadar bocalamasıyla beraber Siyonist tecavüze karşı Filistin halk direnişinin büyük ölçüde köylüler arasında başladığını da ortaya koyuyor. Yazar, toprak ve onun üzerindeki çalışma hakları Siyonistlerin yönetiminde tamamen satıldığı için köylülerin Siyonist “toprağın geri alınması” ve “emeğin fethi” sloganlarıyla bilinen politikaların asıl kurbanları olduğuna işaret ediyor. Hirst Filistin köylü direnişinin izini 1900 öncesinden başlayıp ve 1936-1939 isyanı ile sonuçlanan 1920 ve 1930’ların ana kargaşaları boyunca sürüyor. Feodal Filistinli liderler sadece Siyonist meydan okumaya cevap vermekte başarısız olmadılar, diğerlerini aynı şeyi yapmakla itham ederken toprak satışında da yer aldılar. Hirst, İngilizlerin 1936-1939 isyanını bastırmasının Filistin direnişini nasıl yok ettiğini ve silahlarına el koyarak toplumu 1948 yılındaki nakba (felaket) için nasıl hazırlıksız bıraktığını gösteriyor. Devamı

Filippo Dionigi: DİRENİŞ HAKKINDA

direnis

Direniş, İslamcılığa radikal olarak farklı bir yaklaşımı haklı kılan yaratıcı bir teorik arkaplan sunuyor. Alastair Crooke’a göre iki ana felsefi antropoloji arasındaki esaslı ayrım, Batı’nın İslami hareketler ile sorunlu ilişkilerinin temelini oluşturuyor. Bir yanda, orijinini Hristiyan Protestan ahlakından alan neo-liberal ideolojiler tarafından temsil edilen bireyci kavrayış var. Diğer yanda İslamcılık, İslam ahlak topluluğu içinde yerleşik olmasıyla karakterize edilen bir birey olma hali anlayışı ile biliniyor. Bu sıralamayla başlayarak Crooke, çoğunlukla klişeleşmiş olgunun daha adil anlaşılmasına katkıda bulunacak bir siyasi İslam tartışması öneriyor.

Kitabın kabul edilmiş iki sınırlaması var: İsrail ile İslamcılık arasındaki ilişkinin analizi yalnızca genel argümana aracılık ederken, toplumsal cinsiyet eşitliği sorunu ele alınmıyor. Devamı