LIBOR SKANDALININ YÜZÜ TOM HAYES SERBEST BIRAKILDI

Libor skandalının yüzü olan eski UBS ve Citibank trader’ı Tom Hayes cezaevinde geçirdiği yaklaşık altı yıldan sonra serbest bırakıldı.

11 yıllık hapis cezasının yarısını yatan Hayes’i Londra’nın güneyindeki güvenlik önlemleri en alt düzeyde olan bir cezaevinden çıktıktan sonra karısı ve oğlu karşıladı.

41 yaşındaki Hayes on yıl önceki finansal krizin ardından Libor’a hile karıştırılmasına dönük baskının en yüksek profildeki mahkumuydu. Kilit önemdeki faiz oranı, trilyonlarca dolarlık menkul kıymetin endekslendiği gösterge niteliğindeydi ve traderların oranı rutin olarak manipüle ettiği ortaya çıktıktan sonra küresel bir skandala konu olmuştu.

libor_skandali_k

Hayes Cuma günü yaptığı açıklamada “Beş buçuk yıllık travmatik bir tutukluluk ve iki buçuk yıllık kefaletten sonra, Birleşik Krallık’taki sekiz yıllık çilem neredeyse bitti” sözlerini kullandı.
Hayes Batı Londra’daki futbol klübüne atıfla “En son özgür olduğumda Obama ABD Başkanı, Cameron Başbakan ve ikonik Clint Hill, Queens Park Rangers için savunmada oynuyordu”

Bloomberg haberinin tamamı için tıklayınız.

 

 

Onların bildiğini bilmeye neden layık değildik? Rollıng Stone

taibbiMayer’in 12 Mart 2018’de The New Yorker’da yayınlanan “Christopher Steele: Trump Dosyasının Arkasındaki Adam” yazısı kamuoyunu öncelikle dosyanın yazarının itibarını destekler türde etkiledi.  Ama ayrıntıda tartışmaya değer kıymetli bir şey içeriyordu. Mayer -Amerikan NSA muadili- İngiliz GCHQ başkanı Robert Hannigan’ın Ağustos 2016’dan önce “Trump’ın ekibi ve Moskova” arasında “yasadışı” bir iletişim akışını yakaladığını söylüyordu. Hannigan ABD’ye uçmuş ve CIA başkanı John Brennan’ı bu iletişim hakkında bilgilendirmişti. Brennan daha sonra bu görüşmenin asıl FBI soruşturmasına ilham verdiğini ifade edecekti.

Bunu okuduğumda aklıma gelen milyonlarca sorunun ilki şuydu: “yasadışı” da ne demek?

Eğer GCHQ tarafından “yasadışı” bir şey yakalanmışsa ve bu FBI soruşturmasına yol açmışsa (FBI soruşturmasının başlamasına ilişkin birbiriyle çelişen açıklamalardan biriydi, tesadüfen) bunun, hile suçlamasının içeriğini temizlemeye yönelik bir faydası olabilirdi. Bir şey biliyorlardıysa ne olduğunu bize niye söyleyemediler? Onların bildiğini bilmeye neden layık değildik?

Guardian’a şu soruyu sordum: “Bu iletişimin ne olduğunu anlamaya yönelik bir teşebbüs söz konusu oldu mu? Bu iletişimin varlığı ne şekilde teyit edildi? Guardian’dan herhangi biri bu görüşmeleri veya transkriptlerini işitti veya gördü mü?”

Tek cümlelik cevapları şuydu:

“The Guardian’ın kaynak malzemeyle ilgilenirken sıkı ve titiz kuralları vardır.”

Bu, uluslararası bir bankadan veya ordudan almayı umabileceğiniz bir cevap, bir gazeteden değil.

Aynı soruları Mayer’e sordum. Çok daha açık sözlüydü elbette, hikâyenin öncelikle “bu iletişimin kesin niteliği kamuya açıklanmadı” diye yazan Harding tarafından yakalandığını söyledi.

Şunu da ekledi: “Sonradan Harding’in yazısındaki hususları bir kaç bilgili kaynaktan bağımsız olarak teyit ettim ve Steele hikâyesi için aylarca çalıştım, bunun için iki kez İngiltere’ye gittim.” Ama “Russiagate hikâyesi, hassas ulusal güvenlik meseleleri hakkındaki tüm haberler gibi, zor bir mesele” diye yazdı.

Yeterli çaba göstermesine rağmen “yasadışının” ne anlama geldiğini bulamadığı sonucunu çıkarabiliyorum sadece. Ayrıntı sonradan bir şekilde yayınlandı. Büyük bir iş gibi görünmüyor olabilir, ama bence öyleydi.

Açık olmak gerekirse, Trump ve Ruslar arasında 2015 yılı başlarında veya öncesinde “yasadışı” temas olduğu fikrine inanmıyor değilim. Ancak bu tür temaslar olmuşsa bunların içeriğinin halktan esirgenmesi için meşru bir neden de düşünemiyorum.

Yetkili makamlar, İsrail gibi yabancı ülkelerle endişelerini paylaşabiliyorsa, Amerikalı seçmenin neden buna hakkı olmasın? Dahası, eğer burada fikir, kaynakları ve yöntemleri ve “casusluk sanatını” korumak için işleri gizli tutmamız gerektiği ise, neden Rus yetkililerin Trump’ın zaferine tezahürat edişlerini duyma yeteneğimize ilişkin haberleri sızdırıyoruz? (Basın ordusunun yarısı, son birkaç yıldır “SIGINT” gibi terimleri kullanarak sanki bunları hayatları boyunca kullanmışlar gibi tuhaf casusluk dilinde uzmanlaştılar.)

Matt Taibbi

Rooling Stone

 

TRUMP, AFGANİSTAN, POPÜLER TARİHYAZIMI…

Trump “Rusya, Sovyetler Birliği’ydi. Onu Afganistan Rusya haline getirdi.  Afganistan’da savaşıp çöktüler. Rusların Afganistan’da olma sebepleri, Afganistan’daki teröristlerin Rusya’ya geçmeleriydi. Orda olmakta haklıydılar… ” diyor:

ABD’nin mücahitlere Sovyet işgalinden önce yardım etmeye başladığı kabul ediliyordu. Bunu 1996 yılında yayınladığı anılarında CIA eski başkanı Robert Gates ilan etmişti:

gates_from

Projenin beyni Brzezinski de 1998 yılında Fransız Le Nouvel Observateur dergisine verdiği röportajda bunu teyit etmişti: “Evet, CIA Afganistan’a Ruslardan önce girdi…

ob_387f07_brzezinski-obs-1998-391f2

Bu konu Bruce Riedel‘in Ne Kazandık: Amerika’nın Afganistan’daki Gizli Savaşı 1979-1989 isimli kitabında geçiyor:

a1-2

a2-2

Blank bookcover with clipping path

Afganistan savaşı Sovyetlerin çöküşünü ve soğuk savaşın bitişini hızlandırdı. Olayın kurgusunu yapanlarla yapılan görüşmeler ve yapılan analizlerin değerlendirilmesinden çıkan sonuç, Brzezinski’nin ABD’nin mücahidlere yaptığı yardımın Rusya’yı tahrik ederek işgale sevk edeceği konusunda CIA ile ayrı düşmesi, ama Carter’ın gizlice Brzezinski’nin planına sadık kalarak hareket ettiği. Ama bu konuda yazılanların hiçbirinde “Afgan teröristlerin” Rusya içine girdikleri, sızdıkları veya saldırdıkları şeklinde bir bilgi yok. Şimdi “Rusya’yı biz tahrik ettik, kendileri de emin olmadıkları bir operasyona girip soğuk savaşın bitmesine yol açan hatalarını yaptılar” demeyip, özenli bir plan dahilinde destekledikleri “Afgan teröristlerin” Rusya’ya saldırmaları nedeniyle işgal Rusya için meşruydu demek, yepyeni bir boyut. Hem 40 yıl önce ekilen tohumdan hala ürün elde edilebildiğini , hem de neo-concu işgal ve savaş “meşruiyet ahlakını” tazeleyen çağrışımları var.