LIBOR SKANDALI: “NE S*KT*RB*KTAN BANKA BU BÖYLE?”

businsider

“Ne s*kt*rb*ktan banka bu böyle?”: Görülen en büyük finansal tezgâhın çözülmeye başladığı an.

2 Şubat 2017

Citigroup Japonya’da üst düzey bir yetkili olan Chris Cecere, Londra’daki arkadaşı Andrew Morton’a uyum departmanının neden Tom Hayes hakkında araştırma yaptığını soruyordu.

O sıralarda yıldız bir trader olarak görülen Hayes daha sonra, dünyanın en önemli rakamı olarak kabul edilen anahtar bir faiz oranı olan Libor’a hile karıştırmaktan ceza evine girdi.

Libor skandalının içyüzü Bloomberg muhabirleri Liam Vaughan ve Gavin Finch tarafından Libor Skandalı kitabında ayrıntılarıyla yazıldı. Alttaki metin kitaptan bir alıntıdır:

thys

Hayes’in Londra’da ne olup bittiği ve doğacak sonuçları hakkında bir fikri yoktu. Her zamanki gibi aklı doğrudan alım satım portföyündeydi ve stresliydi. Cumartesi günü ayaktayken Cecere ve Morton’a ‘bu kadar çok para kaybettiği için özür dileyen ve bunu düzelteceğine dair söz veren’ bir e-posta gönderdi. Morton ona üzülmemesini, ama risklerini –mevcut pozisyonlarının ölçeğini– mümkün olduğu kadar çabuk düşürmesi gerektiğini söyledi. Bu Hayes’in egosuna bir darbeydi.

Hayes sonraki haftalarda Tokyo’da pozisyonlarını azaltırken Citigroup’un avukatları ve uyum yetkilileri Londra’da onun bankada başladığı tarihten itibaren her bir e-posta, mesaj ve kaydedilmiş telefon konuşmalarına odaklanmış durumdaydılar. Hoshino sorgulama için bir kenara çekilmişti, Çeltik ve diğer oran belirleyiciler de.

Cecere 12 Temmuzda durum hakkında duyum almıştı. Japon piyasalarının kapanmasını bekledikten sonra bankada kendisine doğruyu söyleyecek tek adam olan Morton’u aradı.

“Bir sorum var: Londra’da Küçük Hoshino ve risk hazineyle ilgili sorun mu var? Bu adamlar onu ihbar mı ettiler?” diye sordu Cecere.

“Onlar şöyle düşünüyor, bilirsin işte, birden çok kez, of, bilirsin, hmm, bir tür geri tepme” dedi Morton ona. “Thursfield SEC tarafından ifadeye çağrılıyor, bilirsin, onlar da ‘kahretsin, bize böyle insanlar gelirse biz de uyum bölümüne raporlarız’ diye düşünüyor.”

Cecere duyduklarına inanamıyordu. “Bu adi herifler” diye bağırdı. “Onlara ne oluyor? Üslubumu bağışla ama bana böyle dedirtiyor. Telefonu kap ve anlat bana.”

“Sana söyledim ahbap birçok kez, bu lanet heriflere dikkat et” diye yanıtladı Morton.

“Ne s*kt*rb*ktan banka bu böyle?” dedi Cecere. “Hayır, telefonu kapmak yerine hemen adamlarına dön ve ‘bakın bu gerçekten rahatsız edici, lütfen kesin artık’ de!”

Hayes o ayın sonuna kadar içerdeki soruşturmayı duymadı. Bir Pazar günü Cecere onu cep telefonundan aradı ve birlikte bir içki içmeyi teklif etti. Hayes’in ifadesinde sonradan belirttiği üzere, Amerikalının Tokyo’da düzenli olarak gittiği İngiltere temalı bir pub olan Windsor Bar’da o akşam buluştular. Bir bira ve Coca-Cola’dan sonra Cecere Hayes’e o hafta Libor soruşturmasının bir parçası olarak Citigroup’un avukatları tarafından sorgulanacağını söyledi.

libor_skandali_k

Sonraki birkaç hafta boyunca Hayes Citigroup içinden ve dışından avukatların sorularıyla 12 saatten fazla sıkıştırıldı. Sağlam bir şekilde aynı şeyi savundu: Hoshino’nun Londra oran belirleyicilerine ne söylediği ve neden söylediğiyle ilgili hiçbir fikri yoktu. Hayes daha büyük bir soruşturmanın bir parçası olarak sorgulandığını varsayıyordu ancak onu sinirlendiren tuhaf şeyler olmaya başlamıştı. Göndermeye çalıştığı e-postaların ekleri bloke ediliyor ve bir akşam ofisten belgelerle çıkması engelleniyordu. Hayes’i her şeyden fazla sinirlendiren şey avukatların onu işlem saatlerinde masasından uzaklaştırmasıydı, bu ona para kaybettiriyordu.

Ağustos sonunda giderek öfkelendi ve soruşturmada ayrı tutulup tutulmadığını soran bir e-posta gönderdi Cecere’ye. Bir cevap almadı.

Bir hafta sonra Hayes işlem katında masasına doğru giderken,bir el omuzuna hafifçe vurdu ve toplantı salonuna alındı. Bir Pazartesi sabahıydı. Girer girmez, sonradan hatırlayacağı üzere, Morton ve Japonya CEO’su McCappin’in bir konferans masasında oturduklarını gördü. Morton’un oraya geldiğinden bile haberi yoktu. Citigroup’un yerel İnsan Kaynakları Başkanı Moria Lynam da oradaydı, bankanın ülkedeki Baş Hukuk Müşaviri Akiko Yamahara da.

Hayes’e bankanın kendisini haftalardır soruşturduğu ve kendi pozisyonları yararına yen Libor’unu manipüle etmeye çalıştığına dair birçok örneği ortaya çıkardığı söylendi. Sadece bankanın kendi oran belirleyicilerini etkilemeye çalışmıyor, diğer bankalardaki traderlar ve aracılar arası brokerlarla da birlikte hareket ediyordu. Bu davranış bankanın mesleki ahlak kurallarını ve muhtemelen yasaları ihlal ediyordu ve sonuç olarak ivedilikle işten çıkarılıyordu.

Hayes’in ağzı açık kalmıştı. Neler olup bittiğine dair patronlarına her soru sorduğunda, ona endişelenmesine gerek olmadığı söylenmişti.18 Önceki hafta her zamanki gibi işlem yapıyordu. Kısa sürede şoktan çıkan Hayes savunmaya geçti.

“Gözlerinizin önünde olan ve içinde bulunduğunuz bir durum için beni atmanız çok ironik bir durum” dediğini hatırlayacaktı masanın diğer ucunda kendisine bakan McCappin’e.

“Oh, ama o değildi, onun işlem portföyü yoktu” diye söze girdi Yamahara.

“Bu gerçekten doğru değil, değil mi?” dedi Hayes McCappin’e bakarak. “Bir CEO olarak bankanın sahip olduğu her bir pozisyondan sorumluluğunuz var. Sessizce gitmem için bana ne kadar ödeyeceksiniz? Aksi halde ortalığı velveleye veririm.”

Bütün gözler Hayes’e çevrildi. Onun işlem katındaki sivri dilini duymuşlardı. Şimdi kendilerini hedef alıyordu. Hayes de pozisyonunun gücünü biliyordu. Atıp tutması bitince odadan çıkmasını istediler.

Birkaç dakika sonra Hayes geri çağrıldı. Bu kez kendisine, daha fazla bir para verilmeyeceği ama kontratındaki 3 milyon dolarlık ikramiyeyi alabileceği söylendi. Bu Hayes’in gözünde sus payıydı. Söylenecek başka bir şey yoktu.