LIBOR SKANDALI: DÜNYANIN EN ÖNEMLİ RAKAMINI BULAN ADAM

bloomberg

Dünyanın En Önemli Sayısını Bulan Adam

Yunan bankacı Minos Zombakanis bundan yarım yüzyıl önce Libor’u tasarladığında, tarihin en büyük finansal skandallarından birinin yıldızı olacağını bilemezdi.

zomba

Büyük bir anket ile biraz matematiğin ürünü olan Libor, dünya üzerindeki 300 trilyon doları aşan mortgage, kredi ve türev ürünlerin fiyatını etkileyen faiz oranlarını belirlemeye yardımcı olur. Bu kadar yaygın olmasına rağmen, 2012 yılında UBS, Barclays ve Citigroup’un da aralarında olduğu bir düzine bankaya, gösterge faiz oranını manipüle ettikleri gerekçesi ile düzenleyici kuruluşların 9 milyar dolar ceza vermesine kadar, finans dünyasının dışında çok az kişi Libor hakkında fikir sahibiydi.

Libor Skandalı” kitabından yapılan bu alıntıda, Bloomberg gazetecileri Gavin Finch ve Liam Vaughan bu gizemli sayının köklerinin izini sürüyor.

1969’da Neil Armstrong ayda yürürken, Richard Nixon Birleşik Devletler başkanı oluyor ve 400.000 hippi Woodstock yakınlarında bir çiftlikte toplanıyordu. Atlantik’in diğer tarafında, Londra’da bir kış gününde, Minos Zombanakis adına bıyıklı bir Yunan bankacı tarih kitaplarına geçecek kendi küçük adımını atıyordu. Dolarla borçlanmak isteyen ama ABD mali mevzuatının zorluklarından kaçınmayı tercih eden şirket ve ülkelere büyük miktarda kredi vermenin özgün bir yolunu keşfetmişti.

Güneş Londra’nın Batı Ucu’ndaki çatıların üzerinden yükselmeye başladığında Zombanakis, Manufacturers Hanover’da yeni en üst kat ofisindeki masasında oturuyor, İran merkez bankası başkanı Hüdadad Fermanfermayan ile şampanya içerek havyar yiyiyordu. Zombanakis, para sıkıntısı içindeki İran Şahı için 80 milyon dolarlık bir kredi imzalayarak kariyerinin devrimini başarıyordu. İranlılar beyaz balina havyarı getirmişlerdi ve Zombanakis de bağbozumu şampanyayı… Parti geceye doğru sarkmıştı.

İran kredisi, değişen piyasa koşullarını yansıtan değişken faiz uygulanan ve bir grup banka arasında bölüşülen ilk kredilerden biriydi. Daha az taraftar topluluğu tarafından kutlansa da, aya ayak basma gibi, 1960’ların bankacılığının ağırbaşlı dünyasında devrim niteliğindeydi ve Londra bankalararası faiz oranı, yani Libor’un doğumuna işaret ediyordu.

“Olayı tümüyle kuruyor olmanın getirdiği başarma duygusunu hissediyordum ama finansal dünyada yeni bir çığır açtığımızı düşünmemiştim” diyor, şimdi Girit adasındaki Kalyves’e dönüp orada ailesinin nesiller boyu özenle baktığı zeytinliğin ortasında yaşayan 90 yaşındaki Zombanakis. “Sendikasyon kredisi piyasasında herkesin mutlu olacağı bir orana ihtiyacımız vardı. Böyle işlere girdiğinizde işlerin nereye varacağını, nasıl kullanılacağını asla bilemezsiniz.”

Yarattığı oran gibi Zombanakis’in hayatı da mütevazı bir şekilde başlamıştı. Yedi çocuğun ikincisi olarak, odaları kirli, elektriksiz ve susuz bir evde büyümüştü. Zombanakis 17 yaşında evden ayrıldı, bir kaçakçının botuyla Nazi işgalindeki Girit adasından kaçıp 321 kilometrelik bir macera sonucunda Atina Üniversitesi’ne uzanan maceraya ulaştı. Parasızlıktan, ikinci yılında vazgeçti ve sokakta bir askeri durdurup iş istemesiyle, yeni gelen İngiliz Ordusu için yardım dağıtma işi buldu. Zombanakis Yunanistan’dan ayrıldıktan sonra Harvard’a gidecek yolu buldu; karakteristik cazibesiyle, gerekli donanıma sahip olmadığı halde lisans sonrası bir kursa kabul edilmeyi başardı. Harvard’dan Roma’ya taşındı ve “Manny Hanny”nin Ortadoğu temsilcisi olarak bankacılık dünyasına girdi.

Bununla birlikte asıl aksiyon başka bir yerde gerçekleşiyordu. Londra şimdi küresel bir finans merkezi olarak büyüyordu. Rusya, Çin ve birçok Arap devleti ya siyasi sebeplerle ya da el konulacağı korkusuyla dolarlarını ABD dışında tutmak istiyorlardı ve İngiltere’deki bankaları tercih ediyorlardı. Londra şehri de Amerikan bankalarının dolar mevduatına faiz tavanı koyan ve yabancılara satılan tahvil faizlerinden kesinti yapan katı ABD düzenlemelerinden faydalanıyordu. Birçok şirket, çekici Londra’da offshore ofisleri açmıştı ve burada uluslararası alım satımlarını bir engelleme olmaksızın yapabiliyorlardı. Roma’da geçirdiği 10 yıldan sonra Zombanakis sıkılmıştı ve kariyerinde yeni bir fırsatın kokusunu almıştı.

ABD dışındaki bankalarda tutulan devasa ABD doları havuzu olarak bilinen Eurodolar piyasası, zaten oldukça gelişmişti. Ancak Zombanakis bir boşluğu gördü: tahvil piyasası için alternatif bir sermaye kaynağı arayan borçlanıcılara büyük kredi arzı. 1968 yılında New York’taki patronunu Londra’da yeni bir şube açmak üzere kendisine 5 milyon pound vermeye ikna etti. 1,90 boyunda olan ve kusursuz giyinen Zombanakis büyük bir etki yarattı ve çok geçmeden İngiliz finans çevrelerinde kısaca “Yunan Bankacı” olarak tanındı. O, 1929’daki Wall Street çöküşünden bu yana ilk kez dünya piyasalarını sınır ötesi borç vermeye açan küçük bir uluslararası finansçı ekibinden biriydi.

table

Zombanakis, Fermanfermayan ile ilk kez 1956 yılında Beyrut’ta buluşmuş ve ikilinin birbirlerine kanları kaynamıştı. Böylece İranlıların ne zaman paraya ihtiyacı olsa doğruca Londra’nın meşhur Mayfair bölgesindeki Upper Brook Streeet’te yer alan Manufacturers Hanover’ın ofisine gidiyorlardı.

Zombanakis borçlarını karşılamaya yetecek kadar döviz rezervi olmayan bir gelişmekte olan ülkeye hiçbir şirketin tek başına 80 milyon dolar kredi vermeyeceğini biliyordu. Böylece her birinin riskin bir dilimini üstleneceği bir dizi yabancı ve yerli bankaya işlemi pazarlamaya başladı. Ancak İngiltere’de faiz oranları % 8 iken ve enflasyon yükselirken bankalar uzun vadede sabit faizle borç verme konusunda endişeliydiler. Borçlanma maliyetleri orta vadede artabilir ve ceplerini boşaltabilirdi.

Zombanakis ve ekibi bir çözüm buldular: borçlulara her birkaç ayda bir yeniden hesaplanan bir faiz oranı uygulamak ve krediyi temdit olan bir dizi mevduat ile fonlamak. Formül basitti. Sendikasyondaki bankalar kredinin dönüşünden önce fonlama maliyetlerini bildireceklerdi. Ağırlıklı ortalama yüzde birin sekizde birine kadar yuvarlanacak ve üstüne kâr marjı ilave edilecekti, bu da kredinin gelecek dönemdeki fiyatı olacaktı. Zombanakis buna Londra bankalararası faiz oranı ismini verdi.

libor_skandali_k

Diğer finansçıların jetonu düştü ve 1982 itibarıyla sendikasyon kredisi piyasası 46 milyar dolara fırladı. Görünüşte bu kredilerin tamamı uygulanacak faiz hesaplamasında Libor’u kullandı. Bir süre sonra oran basit, adil ve bağımsız görünen banka borçlanma oranı için zekice bir vekâlet arayan dışarıdaki bankacılar tarafından adapte edildi. 1970 yılında finansçı Evan Galbraith’in (ki daha sonra başkan Ronald Reagan yönetiminde ABD’nin Fransa büyükelçisi olacaktır) ileride değişken faizli tahvil olarak bilinecek olan Libor’a endeksli ilk tahvil fikrini ortaya attığı söylenir.

Londra finansal piyasaları havalandıkça artan ölçüde karmaşık hale geldiler. Birkaç yıl içinde Libor münferit kredi ve tahvillerin fiyatlama aracı olmaktan çıkıp yüz milyarlarca dolarlık türev işlemlerinin göstergesi haline geldi. Bu yeni türev araçların şefi, şirketlerin dalgalanan faiz oranlarının riskini yönetmeyi mümkün kılan faiz oranı swapları idi. Swap 1970’lerde ve 1980’lerin başında küresel oranlardaki aşırı dalgalanma dönemleri sırasında keşfedildi. Bağlam basitti: iki taraf faiz ödemelerini belirlenmiş bir periyot için belirli bir miktardan değiştirme hususunda anlaşıyordu. En temel ve genel şekliyle bir taraf, faiz oranlarının artacağı beklentisi ile sabit faiz öderken, diğer taraf faizlerin düşeceğine oynayarak değişken bir faiz öder. Anlaşmanın değişken bacağı çoğu kez Libor’a endekslenir. Bunu sadece şirket hazinecileri satın almaz. Çünkü swaplar başlangıçta düşük sermaye gerektirir, traderlara faiz oranlarında, devlet tahvillerinden çok daha ucuza spekülatif hareket imkânı sağlar. Çok geçmeden bankalar bu araçlarda büyük miktardaki kendi pozisyonlarını aldılar.

Libor küresel finansal sistemin merkezine yerleştikçe oranın belirlenmesindeki yöntem hakkında baskılar arttı. Münferit işlemlere dâhil olan çeşitli bankalar tarafından özel amaçlı olarak üzerinde tartışılıyordu. Ekim 1984’te, 1919 yılında kurulan ve İngiliz finans şirketlerinin menfaatlerinin sözcüsü olan lobi grubu İngiliz Bankacılar Birliği (BBA), İngiltere Merkez Bankası ve diğerleri ile böyle bir göstergenin nasıl çalışması gerektiğine dair görüşmelere başladı.

1986’da, oranın ilk dönemlerdeki versiyonları, pound, dolar ve yen cinsinden belirlenen BBA Libor’una dönüştü. BBA, her gün oylamaya katılacak bir banka grubu oluşturdu ve hileyi engellemek için en üst ve en alttaki kotasyonların dörtte birini çıkararak orijinal formülde ince ayar yaptı. Aksi halde oran, Zombanakis tarafından tasarlanmış olana benzeyecekti. O dönemle, Hayes’in UBS’de bulunduğu dönem arasındaki çeyrek yüzyılda döviz cinsi 10’a yükseldi ve süreç elektronik hale geldi, ancak diğer birçok şey değişmedi.

Aynı şey Başbakan Margaret Thatcher’in 1986’daki finansal serbestleştirme programı “Big Bang” tarafından dönüştürülen Birleşik Krallık bankacılık sektörü için söylenemezdi. Bir gecede Thatcher, bireysel bankacılık yapan bankaların piyasa yapıcı olabilen, müşterilere tavsiye verebilen, onlara menkul kıymet satabilen, kendi tahminlerine göre aldıkları pozisyonları saklayabilen yatırım bankalarıyla tek çatı altında entegre olmasının önünü açtı. Aynı zamanda, yabancı bankaların İngiliz bankalarını satın almasının önündeki engelleri kaldırdı, böylece daha agresif ve acımasız kültürlerini de beraberlerinde getiren büyük bir Amerikalı ve diğer uluslararası finansör akımının içeri dolmasına yol açtı. Piyasaları az veya çok kendi denetimine bırakan bu hafif dokunuşlu düzenlemelerin gelmesi Londra’yı iş yapmak için cazip bir yer haline getirdi. Türev, tahvil ve sendikasyon kredisi piyasaları patladı.

1990’larda Libor, mortgage ve öğrenci kredilerinden swaplara kadar her şeyin göstergesi olarak sistemin içinde pişirildi. Ne var ki, Libor asıl olarak Chicago Mercantile Exchange (CME) tarafından eurodolar future kontratlarının referans oranı olarak benimsenmesi ile finansal piyasaların kalbindeki pozisyonunu pekiştirdi.

Eurodolar future kontratları traderların kısa vadeli faiz oranlarının yönü hakkında pozisyon almalarını sağlayan, standart hale getirilmiş, borsada işlem gören türevlerdir. Yıllarca bu kontratların değeri CME tarafından hesaplanan bir gösterge tarafından belirlendi, ancak Ocak 1997’de borsa kendi oranını artık her yerde geçerli olan Libor lehine terk etti. Eurodolar future piyasası 1981’den beri vardı ve CME’nin bu çok likit kontratı özellikle tezgahüstü piyasadaki risklerinden korunmak isteyen traderlar arasında popülerdi. Swaplar ve diğer birçok ürün Libor’a endeksli olduğundan, CME de aynı oranı kullanırsa ürününün daha cazip olacağına inanıyordu. Değişimin olduğu 1996 yılında ortalama işlem hacmi günlük 400.000 civarındaydı. Mart 2017’de 2.8 milyona yükseldi.

Piyasa oyuncularının çoğu CME’nin Libor’a geçişi karşısında kaşlarını kaldırmazken, iki banka çalışanı bunun tehlikeli bir adım olduğu konusunda düzenleyicileri uyardı. Bunlardan biri olan Salomon Brothers’da avukat Marcy Engel, ABD türev ürünler düzenleyicisi Commodity Futures Trading Commission (CFTC)’ye 1996 sonlarında, bunun traderlar arasında hileli işlemleri teşvik edeceğine dair uyarı içeren bir mektup yazdı. “Bir banka alış ve satış kotasyonlarını kendi taşıdığı pozisyonlara faydalı olacak şekilde, oylama zamanına pek az kala ayarlama eğiliminde olacaktır” diye yazıyordu Engel. Diğer kötülük habercisi New York’taki DKB Financial Products’ta çalışan 36 yaşındaki faiz traderı Richard Robb da, CFTC’ye yazdığı mektupta, şirketlerin stres zamanlarında fonlama güçlüklerini gizlemek amacıyla tekliflerini değerinin altında sunma eğilimde olabileceklerini belirtiyordu. “Daha o zaman bile bana öyle geliyordu ki, Libor, kötüye kullanmaya açık olacaktı” diyordu şimdi Christofferson, Robb & Co.’da CEO ve Columbia Üniversitesi’nde profesör olan Robb. “Patlamaya hazırdı. Özgün amacına uygun olarak pespaye bir şekilde inşa edilmişti, ancak bu kadar hâkim hale geldikten sonra güçlendirilmesi ve daha sağlam temellere yerleştirilmesi gerekiyordu.”

CFTC bu her iki uyarıdan da etkilenmedi ve CME’nin kararını onayladı. O sırada düzenleyici kurumlar arasında geçerli olan görüş, Libor’un manipüle edilemeyeceği idi. En üst ve en alt sıradaki kotasyonların dörtte biri çıkarıldığından, kitlesel bir gizli anlaşma olmadan orana hile karıştırmanın neredeyse imkânsız olacağına inanıyorlardı. Aynı zamanda şirketlerin bireysel teklifleri gün ortasında herkesin göreceği şekilde yayınlandığından bankaların oyuna yeltenmeye bile cesaret edemeyeceklerini düşünüyorlardı. Şüpheli rakamlar girmeye başlayan herhangi biri mantıksal olarak anında rakipleri tarafından tespit edilecek ve sorumlu tutulacaktı.

Gerçekte Libor’u manipüle etmek birinin düşündüğünden çok daha kolaydı. Dünyadaki otoritelerin anlamakta başarısız olduğu şey nihai hesaplamaya dâhil edilecek çok yüksek veya çok düşük teklif yapan borç verenlerin bile Libor’un belirlendiği yeri hâlâ etkileyebileceği, çünkü daha önce çıkarılan bir oranı pakete tekrar geri soktuğu idi. Büyük türev pozisyonları taşıyan traderların çok büyük kârlar elde etmek için oranın sadece yüzde birinin yüzde biri kadar hareket etmeleri yeterli oluyordu ve etkileri tespit edilemeyecek kadar küçüktü. 100 milyar dolarlık bir faiz oranı swabında bir banka 1 baz puanlık oynamadan milyonlarca dolar kazanabilirdi.

Libor sadece bankaların ve sofistike yatırımcıların türev ürünlerle aldıkları pozisyonlardan ne kadar para kazanacaklarını belirlemez, aynı zamanda ABD’li ev sahiplerinin her ay mortgage kredilerine ne kadar faiz ödeyeceklerini de dikte eder. Ve düşük kredi notuna sahip fakir halk bundan orantısız olarak etkilenir. Örneğin Ohio’da 2008 yılında tüm eşikaltı mortgage kredilerinin % 90’ı Libor’a endeksliydi, bu oran birinci sınıf kredilerin iki katıydı.

Zombanakis, Kalyves’teki oturma odasından büyüdüğü evi görebiliyor. Bazen, traderların multimilyon poundluk komisyonlar alıp müşterilerini ayaküstü kandırdıkları yatırım bankacılığının modern dünyasını tanımakta güçlük çektiğini söylüyor. Fermanfermayan’ı ve diğer müşterilerinin çoğunu hayat boyu arkadaşları olarak anıyor. “O zaman piyasa küçüktü ve birkaç beyefendi tarafından yönetilirdi” diyor Zombanakis. “Beyefendilerin piyasayı böyle manipüle etmeye çalışmayacaklarından emindik. Ama piyasa büyüdükçe buna güvenemiyordunuz, kontrol edemiyordunuz. Bankacılık şimdi pezevenklerin işlettiği bir fahişelik işine benziyor. İşin içinde çok fazla para var.”

Tüm eksiklerine rağmen Libor küresel finansal sistemin mihenk taşıdır. Skandaldan sonra düzenleyiciler Libor’un çöpe atılması ve borçlanma maliyetlerine ilişkin olarak bankaların söylediği rakamlar yerine, gerçek işlemlere dayanan rakamlarla değiştirilmesi konusunu değerlendirdilerse de, Libor’un yıllar boyunca sayısız kontratın ayrılmaz parçası haline gelmiş olması nedeniyle bunun imkansız olduğu anlaşıldı. 2014 yılında BBA’nın Libor’u denetleme işlevi kaldırıldı ve bu iş ABD’li bir türev işlem platformu olan Intercontinental Exchange’e verildi. Bu günlerde Libor kısmen gerçek işlemlere dayanıyorsa da yine de hala pek çok varsayım içeriyor. Dünya çapındaki otoriteler, döviz piyasaları, kıymetli maden ve emtia piyasalarındaki göstergeler için Libor’dakine benzer soruşturmalarda büyük manipülasyonlar tespit etmiş ve büyük cezalar kesmiştir.

Finch and Vaughan Londra’da Bloomberg News için finansal suçlarla ilgili haber yapıyorlar. Bu alıntı Bloomberg Markets’ın Aralık 2016/Ocak 2017 sayısında yayınlanmıştır.