Hayat Sonrası Hayat: SUSAN BARKER NPR RÖPORTAJI

Hayat Sonrası Hayat

Şoför Wang’in Altıncı Hayatı Ruh Eşlerinin Dolambaçlı Hikâyesini Örüyor

nprRadyo Röportajı, 16 Ağustos 2015,

 

 

Roman, Pekin’de taksicilik yapan bir şoföre gelen tuhaf mektuplarla açılıyor ve yavaş yavaş çağlar boyu birbirine bağlanmış iki ruhun hikâyesi açığa çıkıyor. Susan Barker’ın Şoför Wang’in Altıncı Hayatı isimli romanı Çin’in uzun tarihi boyunca çınlayan iki sesi, bu iki sesin ölümlerini, yeniden hayata gelişlerini ve her bir yaşamda yeniden karşılaşmalarını takip ediyor. Susan Barker, programa hoş geldiniz.

SUSAN BARKER: Merhaba, sizinle konuşuyor olmak harika.

VIGELAND: Romanınızdaki hikâye oldukça çetrefilli.

BARKER: Evet. Hikâye, 2008 yılında Olimpiyatların başlamasına aylar kala Pekin’de geçiyor. Ana karakter, şehrin doğusunda karısı ve kızıyla sakin bir hayat süren Wang Jun isminde bir taksi şoförü. Bu sakin hayat, Wang Jun’un, bir gün taksisinin güneşliğinde isimsiz bir mektup bulmasıyla değişiyor. Mektupta, Wang’in birçok geçmiş hayatı olduğu yazıyor ve mektupların yazarı bu hayatların her birinde Wang’i tanıdığını söylüyor.

susanbarker

 

Mektupların yazarı Wang’in geçmiş yaşamlarının hikâyesini yazıyor. Bunları Wang’e anlatmak yazarın görevi. Devam eden mektuplarda Wang’in geçmiş yaşamlarını takip ediyoruz: Tang Hanedanı döneminde bir hadım, Cengiz Han’ın işgali sırasında bir köle, Ming Hanedanı döneminde bir cariye, Afyon Savaşları’nda bir balıkçı oğlan ve Başkan Mao’nun Kültür Devrimi günlerinde bir öğrenci olarak… Mektuplarda yazar, ayrıca Wang’le olan ilişkilerinin doğasını da anlatıyor; kimi zaman bir ailenin fertleri, kimi zaman arkadaş bazense âşıklar olarak ama ilişkileri her seferinde saplantılı ve çatışmalı.

VIGELAND: En hafif tabirle…

BARKER: (Kahkaha atıyor) Aynen.

VIGELAND: Bizim için kitaptan bir pasaj okuyabilir misiniz?

BARKER: Tabi, elbette. (Okuyor) Kaldırımın kenarında durdum ve gidişini izledim. Taksi şoförü Wang Jun. Sürücü kimlik numarası 394493. Otuz bir yaşında, bitkin, Kızıl Pagoda Tepesi sigarası tiryakisi. Yeniden hayataa gelişlerinin bu son halkasında, diğer herkes gibi yeniden doğumun kaza kurşunuyla, kaderin piyangosuyla seçilmiş. Kimsin sen? diye soruyor olmalısın. Ben senin ruh ikizinim, eski dostunum ve bu on altı milyon insanın yaşadığı şehre seni aramaya geldim.

sofor-wang

VIGELAND: Burada şoförle ve bu kimliği belirsiz anlatıcı ya da gözcüyle, yani basit bir ifadeyle Wang’i takip eden kişiyle giriyoruz hikâyeye. Ama burası, bu karakterlerin, bu ruhların başladığı nokta değil; sanki en son reenkarnasyonlarının tam orta yerine bırakılmış gibiyiz. Ve bu ruhlar birbirlerine bağlanmış olsalar da bu bağı yaratan şey tam olarak aşk değil. Karakterlerin hikâyelerinde çok fazla şiddet var. Bu tarz bir hikâyenin çok kolay yazıldığı düşünülür, bilirsiniz, yani ruh ikizlerinin aşk hikâyesi. Ama siz duygusal anlamda bunu çok çok daha karmaşık ve dağınık bir hale getirmişsiniz.

BARKER: Evet, kelimenin gerçek anlamıyla ruh eşi olsalar ve bazı geçmiş yaşantılarda birbirlerine âşık olmuş olsalar da, hükmetme, sahiplenme ve can yakma arzusu gibi her bir yaşamda yeniden ve yeniden ortaya çıkan ve tabiatlarından gelen hususiyetleri nedeniyle zaman zaman lakayt davranabiliyor ve aralarındaki ilişkiyi sabote edebiliyorlar.

VIGELAND: Kitabın tarihsel olarak kapsadığı alan gerçekten nefes kesici. Moğollar, Ming Hanedanı, Mao, günümüzün çevre kirliliğiyle boğuşan Çin’i… Karakterlerinizi hakikaten olağanüstü zamanların ortasına öylece bırakıveriyorsunuz. Tarihsel dönemleri nasıl bu kadar titizlikle seçebiliyorsunuz?

BARKER: Hakkında yazacağım dönemleri seçme sürecim aslında Çin tarihine gerçekten geniş bir bakış sunan tarih kitaplarını okumaktan ibaret. Bana özellikle enteresan gelen tarihsel bir figüre ve vakaya rastladığımda karakterler ve hikâyeler kendiliğinden ortaya çıkmaya başlıyor.

VIGELAND: Çin’de yaşadınız. Bu tecrübe ülkenin tarihi hakkında yazma sürecinizi etkiledi mi?

BARKER: Çağdaş Çin ya da günümüz Pekin’i hakkında yazma sürecimi kesinlikle etkiledi. Olimpiyatlardan hemen önce taşınmıştım Pekin’e ve yaşadığım mahalledeki Olimpiyatlar öncesi atmosfer kitapta epey bir yer buldu kendine. Evimin bulunduğu sokaktaki dükkânların Çince tabelalarını çoğunu kaldırıp turistler için iki dilli tabelalar yerleştiriyorlardı. Kaldığım sitedeki, mahallenin meseleleriyle ilgilenen ve yaşlı insanlardan oluşan mahalle komitesindekiler Olimpiyat Güvenlik Gönüllüsü yazılı pazıbentler takmaya başlamışlardı ve kapı kapı dolaşıp kontroller yapıyorlardı. Mesela bu da kitapta yer buldu kendine.

VIGELAND: Bütün reenkarnasyonları neden Çin’le sınırlı tuttunuz?

BARKER: Büyükbabam 2. Dünya Savaşı öncesinde Malezya’ya göç etmeden önce Çin’in güneyinde yaşıyormuş. Ben de atalarımın ülkesinin tarihi hakkında daha fazla şey öğrenmek istedim. Günümüz Pekin’inde geçen bir hikâye yazmak istediğimi biliyordum. Çin’deki sıradan vatandaşların hayatlarındaki hızlı toplumsal ve ekonomik değişimin etkileriyle ilgileniyordum. Ama bir yandan da ana anlatının içine tarihsel hikâyeler dokumak istiyordum. Kitabı yazmaya başladıktan birkaç ay sonra reenkarnasyonu bir şekilde, anlatısal bir araç olarak kullanarak romanın yapısına yerleştirebileceğimi fark ettim.

VIGELAND: Susan Barker ve romanı Şoför Wang’in Altıncı Hayatı. Kendisi bize Londra’daki stüdyomuzdan katıldı. Susan, çok teşekkürler.

BARKER: Ben teşekkür ederim.

Çeviri: Zeynel Can Gündoğdu