ŞOFÖR WANG’İN ALTINCI HAYATI – THE BOSTON GLOBE

Şoför Wang’in Altıncı HayatıSusan Barker

Laura Collins-Hughes,

bostonglobe

Okuma grubu için tartışma soruları: Bir insanı tanıyormuşsunuz ama sanki bu tanışma şimdiki yaşamınızdan değilmiş gibi hissettiğiniz oldu mu? Hiç küçük bir çocuğa bakınca, geçmiş bir varoluşunuzu anımsar gibi olup ürktünüz mü? Ruhların beden değiştirmesine inanır mısınız? Böyle bir şey olsun ister miydiniz?

Susan Barker’ın Şoför Wang’in Altıncı Hayatı isimli, insanı bir girdap gibi içine çeken sürükleyici romanının fırtınalarla dolu merkezinde yer alan otuzlarındaki taksi şoförü Wang Jun, daha önce farklı zamanlarda beş farklı bedende yaşamış; ya da taksisinde beliren ve kimden geldiği belirsiz mektuplara göre öyle.

Wang’in ruh ikizi olduğunu iddia eden isimsiz mektupların yazarı, 1300 yılı aşkın süre boyunca Wang’le paylaştıkları geçmişi kayda geçiyor. “Bilinmeyen geçmişinin karanlığına ışık tutmak benim görevim. Altı farklı yaşam sürmek ama yalnızca son reenkarnasyonunun farkında olmak kim olduğunun yalnızca altıda birini bilmektir.”

Blank bookcover with clipping path

The Incarnations, Zeynel Can Gündoğdu çevirisi ile

Roman 2008 yılında, çağdaş Çin’in ihtişamını bütün dünyaya gösterme fırsatı sunan Olimpiyatlara hazırlanan, trafiğin her yanı tıkadığı Pekin’de açılıyor. Wang’in yaşamı, öte yandan, bu ihtişamdan bariz bir şekilde uzak. Zengin bir Komünist Parti yetkilisinin oğlu olarak ayrıcalıklı bir hayata doğmuş olsa da, genç yaşa geldiğinde bu konforlu hayatı reddetmiş. Şimdiyse, masöz karısı Yida’yla birlikte karınlarını doyurabilmek ve sekiz yaşındaki zeki kızları Echo’yu yetiştirebilmek için gündelik hayatın mücadelesine kapılmış durumdalar.

“Çoğu günler seni izliyorum,” diye yazıyor isimsiz mektupların kıskanç yazarı Wang’e. Oysa birilerinin varlığını sezen kişi Echo. Kendisini her yerde izleyen bir hayalet olduğunu söylediği bu varlığa Gözcü ismini vermiş. Mektuplar özenle hazırlanmış bir işkence gibi ama asıl kızının tehlikede oluşu Wang’i gerçekten korkutuyor. Bu işin sorumlusu olarak eski aşığı Zeng Yan’dan şüpheleniyor. Bir zamanlar tekinsiz bir adam olan Zeng halen hayatta; on yıl önce ayrıldıklarından beri Wang’in kalbinin peşinde bir hayalet olarak.

Elbette Tang Hanedanı’na uzanan bir olay örgüsüyle karşılaştırınca on yıl hiçbir şey. Detayları kendisine bir mektupla anlatılan o vahşi yedinci yüzyıl dünyasında Wang, Barbarlara Ölüm köyünün sakinlerine sahte şifalar satan bir büyücünün oğlu olan Acı Kök isminde bir çocuk. Kız kardeşine tecavüz edip onu hamile bırakan Acı Kök’ü büyücü annesi bir bıçakla hadım edip hediye olarak imparatora gönderiyor.

Sert mi geldi? Bu kitap size göre değil o zaman.

Her neyse: Mektupların yazarı, Hadım olan Acı Kök’ün kızı. Kız büyüyünce babasını aramak üzere yollara düşüyor ve fahişe oluyor. Babasıyla buluşması ise pek de iyi gitmiyor.

On üçüncü yüzyılda Moğol işgalcilerinin kölesi olan Kaplan; Ming Hanedanı döneminde Yasak Şehir’deki cariye Bambu Hatun; 19. Yüzyılda Çinli korsanlar tarafından esir alınan İngiliz Tom; ve Kültür Devrimi’nin fanatik ilk zamanlarında bir Parti yetkilisinin kızı Liya olarak Wang’in çeşitli reenkarnasyonlarının en merak uyandırıcı tarafı tam da bu.

Mektupların yazarı bütün yaşamlarında Wang’le birlikte; Kaplan’a abayı yakmış köle arkadaşı Şalgam; Bambu’dan daha kıdemli cariye Kırlangıç Hatun; esir balıkçı oğlan Ah Qin; Liya’nın dışlanmış sınıf arkadaşı Moon. Ancak aralarında en az adanmışlık kadar ihanet de var ve hiçbir yaşam yok ki ikisi de için mutlu bitsin.

Her seferinde birbirlerine sürükleniyorlar ve bu birlikteliklerin bazılarında nefis cinsel ilişkiler de var ancak bu insanlık tarihine veya Çin tarihine ya da bir bedende var olmanın anlamına dair romantik bir bakış açısı getirmiyor. Her yer tecavüz kaynıyor. İnsanlar berbat kokular yayıyor ve açlık çekiyor ve kimi zaman zalimlikten kimi zaman kıtlık içinde yemek bulmak için birbirini parçalıyor. Geçmiş kanlı, çamurlu ve iltihaplı bir şiddet ve arzu çukuru. Ve eğer hayatta kalmalarına yardımcı olacaksa, merhamet duygusundan vazgeçmek için insanlara küçük bir sebep yetiyor.

Barker zaman zaman canlılığı klişeye feda eden rahat bir konuşma diliyle yazıyor ancak bu karmaşık masalı akıllıca örüyor ve hikâyenin ardındaki gizem okuyucuyu bir sonraki sayfaya itiyor hep: Gözcü kim? Gerçekten de neler dönüyor? Wang, hâlihazırdaki hayatına ne kadar zarar verecek?

Roman ilerledikçe güçleniyor ve parlıyor. Kitabın sonlarındaki, Kültür Devrimi’nin ürpertici genç bağnazlarının yer aldığı bölüme geldiğimde okuma hızımı düşürdüğümü fark ettim; Moon’a duyduğu aşktan sersemlemiş ve aynı zamanda ondan utanan Liya’nın hikâyesinin tadını çıkarmak için merakımı gidermeyi erteliyordum.

Wang’in ruhu tekrar tekrar yazılmış bir sayfa gibi. Ve her bir katmanda daha da büyüleyici oluyor.

Çeviren: Zeynel Can Gündoğdu