Bir insanın kaleminden çıkma güçlü bir şaheser…

2015 Kirkus Ödülü Finalisti

Şoför Wang’in Altıncı Hayatı Tanıtım Yazısı

13 Mayıs 2015, Kirkus Review

Susan Barker’ın Çin tarihinin 1000 yıllık bir zaman dilimine ve ihanetle dolu altı farklı ömre yayılan sarsıcı ve destansı romanı, gizemli bir kişiden gelen mektuplarla hayatı altüst olan Pekinli bir taksi şoförüne odaklanıyor. Yida’nın kocası, Echo’nun babası Wang Jun taksisiyle İşçi Stadyumu yolundan ilerlerken arabanın güneşliğine sıkıştırılmış ilk mektupla karşılaşıyor. “Çoğu günler seni izliyorum,” yazıyor mektupta. Kimden geldiği belli olmayışında bir alaycılık var mektubun: “Kimsin sen? diye soruyor olmalısın. Ben senin ruh ikizinim, eski dostunum ve bu on altı milyon insanın yaşadığı şehre seni aramaya geldim.” Ve böylece Wang çözülmeye başlıyor. Yıl 2008. Şehir, yaklaşan Olimpiyatlara hazırlanmaktadır ve üniversite yıllarında yaşadığı bunalımdan büyük oranda kurtulmuş olan, sorunlu babasından ve onun ikinci karısından uzak bir hayat yaşayan Wang kendisi için memnun sayılabileceği bir hayat kurmuştur: Güzel bir eş, canı gibi sevdiği bir çocuk ve bir iş. Oysa bir zamanlar Wang’e biçilen kader bu değildir. Öte yandan bu, Wang’in ne ilk ne de tek hayatıdır; mektupların söylediği budur en azından. Wang yeniden doğumlar yaşamıştır. Öyle ki, Wang ile “ruh eşi” Tang Hanedanı’ndan, Afyon Savaşlarına, oradan Kültür Devrimi’ne kadar bin yıllık bir zaman diliminde çok derin bir bağla birbirlerine bağlanmışlardır. Baba ve onun ensest ilişki sonucu doğan gayrimeşru kızı; Sadist İmparator Jiajing’in hareminde birer cariye; Devrimci Kızlar Kapitalizm Karşıtı Okulu’nda sınıf arkadaşı iki kız; Moğolların köleleştirdiği Çurçen oğlanlar… Wang’in her biri heyecan verici, ürkütücü ve trajik geçmiş yaşamlarının birinden diğerine ve oradan çaresizlik dozu her geçen gün artan bugünkü yaşamına atlarken yazar Barker’ın tarihsel güç gösterisi de aynı zamanda nefes kesici ve kusursuz. Romanın aşırı süslü bir melodrama düşmesi şaşırtıcı olmazdı, oysa Barker’ın ruhsal boyutunu güçlü bir biçimde kurduğu karakterleri ve keskin zekâsı, romandaki kasveti ve tüyler ürperticiliği çarpıcı ve etkileyici bir tona yükseltiyor. Barker, geçmişi ve şimdiyi, kara mizahı ve insanın içine işleyen derin bir kederi hiç zorlanmadan harmanlıyor. Bir insanın kaleminden çıkma güçlü bir şaheser…

sofor-wang

DİRENİŞ: İSLAMCI DEVRİMİN ÖZÜ

direnisİslamcılığın yükselişi geçmiş bir kaç onyıl boyunca Ortadoğu politikasında en belirleyici değişim olageldi. Ortadoğu’daki bu gelişme İslamcılığı gizemli, mantıksız ve tehlikeli bir güç olarak gören birçok çakma bilginlikle buluştu. Crooke kendisinden önce çok az sayıda kişinin iyi yapabildiği şeyi başardı. İslamcılık fenomenini tarihi, felsefi ve siyasi bağlama yerleştirerek yapısöküm teorisine göre analiz etti. İslamcılık, diyor Crooke, yeni sömürgecilik, ekonomik liberalizm, seküler diktatörlükler, işgal ve çürümeye karşı bir tepkidir. Thatcher’in “Toplum diye bir şey yoktur, sadece bireyler vardır” sözünde somutlaşan, kendi benliğini fark etmesi toplumdaki tek itici güç olan insanı sadece bir birey olarak gören modernist görüşü tersine çevirir. Mücadele, Crook’un kitap boyunca kullandığı bir İranlı din adamının ifadesiyle, “insanın özü” ile ilgilidir. Crooke İslamcılığı genel olarak tanımlarken açık bir şekilde çok başarılı. Hamas ve Hizbullah’ın özelliklerinin derinine indiğinde, yeteri kadar eleştirel olmadığı düşünülebilir. Bununla birlikte genel anlamda Direniş İslamcılığı ciddi olarak anlamak isteyenler için okunması zorunlu bir kitaptır. Crooke’un bu gruplar içindeki önde gelen kişilere erişimi, bölgedeki uzun tecrübesi ve siyasi tarih ve felsefedeki akıcı dili, okuyucunun İslamcıların sunduğu şekliyle İslamcılığın iç yüzünü anlamasını mümkün kılıyor. Crooke’un batılı hükümetlere İslamcı partilerle diplomatik ilişki kurmaları çağrısından sonsuza dek kaçılamaz.

Jorgen Jensehaugen, Journal of Peace Research, 2009, 46/6

DÜMENCİ: ETHANJONES BLOGU POCALYKO SÖYLEŞİSİ

Michael Pocalyko ile 10 soru – 10 cevap / Ethan Johns Blog

Bugün misafirim Michael Pocalyko. Mükemmel çıkış kitabı finansal gerilim romanı DÜMENCİ’nin yazarı.

 

  1. Sayın Polcalyko, bloğumda bu söyleyişi yapma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Gerilim romanınız DÜMENCİ yayınlandı. Bize biraz kitaptan bahseder misiniz?

Ethan, her şeyden önce, davetin için teşekkür ederim. Sen ve bloğunun takipçileri camiamız için inanılmaz önemlisiniz. Yazarlar olarak bunu yeterince sık söylemiyoruz. İlgin için gerçekren minnettarım.

DÜMENCİ, finansal gerilim etiketini hak ediyor, ama birçok konuya temas eden, güncel politik bunalımları ele alan ve büyük işlerin, büyük datanın, büyük hükümetin ve büyük regülasyonun kesişme noktası gibi başlıca meselelere değinen bir edebi kitap aynı zamanda. Ayrıca günümüzde nadiren rastlanan, iki erkek kardeş hakkında bir roman. Temel kurgusu bir yatırım bankası ve tamamlanmak üzere olan bir teknoloji anlaşması etrafında dönüyor. ViroSat, bu romanın popüler ve politik kavrayışı çerçevesinde “Geleceğin İnterneti” olarak isimlendirilen dünyanın ilk trilyon dolarlık yatırımı. Bazı insanlar bunu kontrol etmek istiyor, bankacıların projeye finansman sağlaması gerekiyor ve federal hükümette bunu regüle etmekte menfaati olan seçilmiş kişiler var. Bütün bunların hepsi çatışma için büyük bir zemin yaratıyor.

dumenci-2

Ancak bütün iyi kurgularda olduğu gibi, konu hikayenin sadece bir kısmıdır. DÜMENCİ oldukça karanlık bir yerde, 1945’te Almanyadaki ölüm kampından kurtuluşla başlıyor. Orada kötü şeyler oluyor. Sonra ani bir ilerlemeyle New York ve Washington’da yazın yapılan bir anlaşmanın ortasında buluyoruz kendimizi. Bu anlaşmadan etkilenen insanlar ve tepkileri kitabın enerji hammaddesini oluşturuyor. Geçmiş, kimsenin istemediği ve gelişini göremediği şekilde, zorla bugüne girmeye başlar. Aksiyon yıldırım hızındadır ve ifşa üzerine ifşayla gelir.

Bu kitabı yazarken aldığım risk ele aldığı meselenin büyük olmasıydı; karakterlerin psikolojisi bir gerilim romanı için çok önemli, büyük edebi temalar var, ve okuyucuyu çok az kişinin bildiği sermaye piyasasının içine çekiyor.

  1. DÜMENCİ’nin ana karakterleri neler ve bunları nasıl yaratınız?

Warren Hunter, kendisi bu tanımdan nefret etse de, finansal evrenin saltanatını süren bir üstad. Manhattan’da yaşıyor, Princeton ve Harvard Business School’un kükreyen genç aslanı, henüz kırkında bile değil, Wall Street’teki son gerçek ortaklı yatırım bankası Compton Sizemore’da yatırım ve ticari bankacılık bölümünün başkan yardımcısı. Şirket, -birçok finans kuruluşunun kümelendiği bölgeden farklı bir lokasyondaki- Citigroup Center binasında, çünkü romanın motiflerinden biri “Wall Street”in artık tamamen tek bir spesifik yer olmadığı. Warren ViroSat anlaşmasını yürütüyor. Zeki, hırslı, oto-kontrolü ile meşhur… ve içindeyse kıyametler kopuyor. Anlaşma, ya “çamurda yuvarlanan” küresel ekonomiyi –bu onun tanımlaması- büyük bir refaha sıçratacak, ya da uluslararası finansal sistemi dipsiz bir kaosa sürükleyecek. Bu tür bir risk iştahı onun nasıl biri olduğu gösteriyor.

Rick Yeager Washington’dan ve Kuzey Virginia – Beltway’in içinde ve çevresindeki yüksek teknoloji sektöründen. Ülkenin sermayesinde ekonominin dayanağı olan hükümet kurumlarının ve istihbarat şirketlerinin her zaman kenarında olan girişimci finansmanı alanında inişli çıkışlı bir kariyerle sendeliyor. Warren ile tezatlığının altını çizen bir örnek, Kaliforniya’daki muteber olmayan bir online üniversiteye İnternet MBA’i için dilenmesidir. Rick için bile gizemli olan aşağı Washington’daki varlık yönetim şirketi Carneccio & Dice’da bir ortak olarak rüyasındaki işi elde etti. Romanda başına herşey gelen ve yeni ortakları kesinlikle anlaşmanın bir parçası olmak istediği için, işi neler olup bittiğini çözmek olan birisi. Kendi tercihlerinin sonucu olan ya da olmayan bir çok şeye bulaşan gerçekten iyi bir adam. Aynı zamanda finans dünyasının nadiren görülen bir kısmını, Warren’ın Wall Street çadırından çok daha ihtiyatlı ama çok daha etkili şekilde temsil ediyor

Julia Toussaint açık bir şekilde romanın ahlaki merkezidir. Güçlü bir New Jersey senatörü için Capitol Hill’de çalışan bir yasama danışmanıdır. Genç, otuzlu yaşlarında, göz kamaştırıcı güzellikte, oldukça ketum, şimdi Obama yönetiminde ayarlanmış olsa bile romanda “beyaz Washington” olarak tanımlanan yerde bir Afro-Amerikalı olarak çalışan biri. Julia kadar hırslı, iri yarı ve güçlü bir kadın olan senatör açık bir şekilde yetenekli ve ViroSat’ın hukuki düzenlemesiyle çok ilgili. DÜMENCİ’deki anlaşma ve vahşi eylem ilerledikçe Julia kendini çatışan menfaatlerin ortasında buluyor. Devamı

SURİYE: CEHENNEME DÜŞÜŞ

SURİYE: CEHENNEME DÜŞÜŞ

ÇAĞDAŞ HABERCLİĞİN UNUTULMAZ ANTOLOJİSİ

ROBERT FISK, PATRICK COCKBURN VE KIM SENGUPTA’NIN 2011-2014 YILLARINDAKİ HABER VE ANALİZ KOLEKSİYONU

Elinizde tutmakta olduğunuz bu olağanüstü habercilik seçkisi, üç yılı aşkın bir süredir Suriye’de devam etmekte olan şiddet ve umutsuzluk dolu olayların nasıl geliştiğini gözler önüne seriyor: Gün be gün katlanarak artan mezalim, yaşanan ıstırap üstüne ıstırap; hiçbiri ama hiçbiri, şu ana kadar bir sonuç vermiş durumda değil. Ülkenin hizipleşen gruplarının hepsinin eli kana bulanmış durumda; işkenceden tutun da zehirli gaza kadar hiçbir suç artık tabu sayılmıyor bu ülkede. Ölü sayısı sayılamayacak kadar fazla: BM’nin 2014 ortası itibariyle verdiği 190.000 can kaybının, tahmini ölü sayısına dair oldukça ölçülü tahminlerden biri olduğu söylenebilir sadece. Peki ya hayatta kalmayı başaranlar ne durumda? Yaklaşık 3 milyon sığınmacının Suriye’den kaçtığını ve milyonlarcasının da ülke içinde başka yerlere göçtüğünü dikkate alırsak, rakamların burada da hiç iç açıcı olmadığını söylemek gayet mümkün.

suriye-cehenneme-dusus

Peki, işler bu noktaya nasıl vardı? Aslına bakarsanız bu sorunun yanıtını, The Independent’da yer alan ve ülkede yaşanan trajediyi gözler önüne seren bir dizi makalede bulmak mümkün. Patrick Cockburn, Robert Fisk ve Kim Sengupta gibi bölgede yoğun tecrübeye sahip ve alanlarında rakipsiz muhabirlerin öncülük ederek kaleme aldıkları olay kayıtları gazetemizde yer buldukça dünya, yaşanan bu pervasızlığı ve olayların içyüzünü görebilme imkânına kavuştu. Suriye’de yaşanan trajedi henüz sona ermiş değil. Kapanışın henüz sahnelenmediğini bile söylemek mümkün belki de. Ama günün birinde, tarihçiler, böylesine köklü ve görkemli bir medeniyetin nasıl olup ta bir harabeye dönüştürüldüğünü, yüz yıllık bir geçmişe sahip bölgesel bir yerleşimin nasıl da önemsiz bir hale getirildiğini, bir nesil dolusu masum sivilin perperişan bir savaş bölgesi içinde nasıl kısır bir döngünün içinde yaşamak durumunda bırakıldığını elbette kendilerine soracaklardır. Bizler, tarihçiler bu sorularla yüzleştikleri vakit, elinizde tuttuğunuz bu kitapta yer alan tanıklıkların ve analizlerin, değerli bir başlangıç noktası olacağına ve tarihe ışık tutacağına inanıyoruz.

YENİ ORTADOĞU: ARAP DÜNYASINDA PROTESTO DEVRİM

YENİ ORTADOĞU

 

Kitaba katkıda bulunanlar:

Fawaz Gerges, Editör, LSE Uluslararası İlişkiler profesörü ve Ortadoğu Merkezi’nin kurucusu

Giriş: Bir Kırılma

Gerçekte bir dönem kapanmış ve yeni bir dönem başlamıştır. Çalışmaya katkı sunan ve bölgede uzun süre çalışmış olan birikimli siyaset bilimciler, politik ekonomiciler, sosyal antropologlar ve tarihçiler bölgenin yeniden düşünülmesi ve siyasi değişim ve demokratikleşmeyi analiz eden geleneksel bilimsel kavram ve yaklaşımların geliştirilmesi çağrısında bulunmaktadılar. 

Lisa Anderson, Kahire Amerikan Üniversitesi Rektörü

Otoriter Miraslar ve Rejim Değişikliği: Arap Dünyasında Siyasi Geçişi Anlamaya Doğru

Bir demokrat olarak siyaset biliminin normatif yanlılıklarını kesinlikle anlayışla karşılıyorum, ancak bir bilim insanı olarak otoriteryanizmi ciddiye alma konusundaki yeteneksizliğimizden hatta isteksizliğimizden dolayı öfke duyuyorum. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümü şu anda otoriter adını verdiğimiz ya da en azından “anti-demokratik” rejimler -kabileler, krallıklar, monarşiler, imparatorluklar, oligarşik şehir devletleri ve köle cumhuriyetleri- olarak düzenlenmişlerdir.

Juan Cole, Michigan Üniversitesi tarih profesörü ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika Merkezi direktörü.

Mısır’ın Modern Devrimleri ve Mübarek’in Düşüşü

Bu bölüm günümüz Mısır tarihinde hızlı siyasi değişimlere yol açan dört büyük sosyal ve siyasi hareketi karşılaştırmaktadır. Bu hareketler 1881-1882 Urabi Paşa isyanı, 1919 Mısır Devrimi, 1952 Kahire Yangını ve Genç Subaylar Darbesi ile 2011-2012 ayaklanmasıdır.

Ali Kadri, Singapur National Üniversitesi’nde kıdemli araştıma görevlisi, eski BM Batı Asya ofisi ekonomik analiz şubesi başkanı.

Arap İsyanları Öncesinde İç Karartıcı Ekonomik Performans

Bu yazı, Arap halk isyanları öncesinde Arap Dünyası’ndaki iş döngüsünün belirleyici faktörlerini araştırmakta ve Arap Dünyası’ndaki iş çevrelerinin petrol kontrolü ile desteklenen sömürge benzeri ilişkilerde belirlendiğini ve bütünlüğünün neredeyse tamamını emperyalist tahakkümle ilişkili siyasi değerlendirmelerden aldığını savunmaktadır.

Rami Zurayk (Beyrut Amerikan Üniversitesi Tarım ve Gıda Bilimleri profesörü) ve Anna Gough (araştırmacı)

Ekmek ve Zeytinyağı: Arap İsyanlarının Tarımsal Kökenleri

Arap dünyasındaki kırsal bölgelerin sürekli bir şekilde siyasi, ekonomik ve ekolojik dışlanması ve istismar edilmesi, bu bölgelerde yaşayan insanları yoksulluk ve gıda güvensizliğine sürüklemiştir. Kaynaklar ve karar verme süreçlerine erişim şansı olmayan kırsal bölgelerdeki halkın, tarımsal geçim kaynaklarını serbest piyasanın insafına terk eden rejimlere karşı örgütlenme ve protestolarda bulunmak dışında fazla seçeneği yoktu.

Charles Tripp, SOAS Ortadoğu profesörü.

Direniş Siyaseti ve Arap İsyanları

Rejimlerle onlara karşı direnenler arasındaki sembolik mücadeleye, alan sorununun ötesine giden ve bizzat kamu sorununun etrafında dönen bir boyut eklenmişti. Doğmakta olan bu kolektif aktör, yönetici seçkinler ile gücünü hisseden, kimliğini belirten ve haklarını talep eden halk arayışındaki yeni iddialı kamu arasında yaşanan acımasız yarışın konusu olacaktı.

John Chalcraft, LSE İmparatorluk/Emperyalizm Tarihi ve Siyaseti Bölümü’nde okutman.

Mısır’da 25 Ocak Ayaklanması, Hegemonya Yarışı ve Yoksulların Patlaması

Amacım bu popüler siyasetle ilgili nispeten zayıf kavramsal ve ampirik kavrayışımızı geliştirmektir. Burada öncül, bir yanda kültürel olarak özcü ve istisnacı (yeni) oryantalizm, diğer yanda da materyalist ve Avrupa merkezli modernizmin reddedilmesidir.

Philippe Droz-Vincent, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler profesörü.

Arap Dünyasında Ayaklanmalar ve Geçiş Döneminin Ortasında Ordu

Kitabın bu kısmı 2012’de Arap dünyasında hareket halindeki geçişleri analiz edecektir: ordunun önemli bir paydaş ve gölge bir koruyucu olarak hareket ettiği yeniden kurumsallaşmaya dönüş; kurumların ve dolayısıyla güçte tekelleşmenin eksikliği; iç savaşa ve milisleşme şeklinde parçalanmaya doğru giden mücadele çıkmazı.

Sami Zubaida, Birbeck College ve SOAS’ta siyaset ve sosyoloji profesörü.

Arap Ayaklanmaları Bağlamında Kadınlar, Demokrasi ve Diktatörlük

Kitabın bu bölümü, modern Ortadoğu’nun farklı safhaları ve bağlamlarında kadın, aile ve cinselliğin ele alınışındaki çeşitli aşama ve adımları ve mevcut geçiş süreçlerinde bu konuların zirve noktasına varışını kabaca açıklamıştır.

John T. Sidel, LSE Karşılaştırmalı Uluslararası Politika bölümünde profesör.

Mısır’da Demokratikleşmenin Tehlikeleri ve Şeytan(laştırıcı)ları: Endonezya Penceresinden Bakış, Belirsizce.

Burada, 2012 sonundaki Mısır’ın 1998-1999 dönemindeki Suharto sonrası dönemde Endonezya’ya benzediği noktasından hareketle, 1998’de Suharto’nun ve 2011’de Mübarek’in devrilmeleri yoluyla yaşanan siyasi dönüşümler dahil Mısır ve Endonezya’daki önemli ortak noktalara işaret edilmektedir.

Roger Owen, Harvard Üniversitesi Ortadoğu Tarihi profesörü.

Mısır ve Tunus: Diktatörlerin Devrim Yoluya Düşürülmesinden Yeni Bir Anayasal Düzen Kurma Mücadelesine

Bu satırların yazılmakta olduğu 2012 yılı itibariyle, ne Tunus ne de Mısır devrimlerinin kendi mecralarında akmadıkları açıktır. Her iki ülke de, yeni bir vatandaşlık anlayışı oluşturulması ve açık ve güvenilir hükümet kurulması, ekonomik gelişme ve daha iyi eğitim sistemleri noktasındaki genel beklentiyi karşılama sürecinde elde edilen kazanımları koruyabilecek olan yeni ve kalıcı kurumlar oluşturulmasından hala uzaktır. Geçiş sürecindeki diğer ülkelerdeki çabalar ve cesaret kırıcı derslerin kapsamı dikkate alındığında, belki de Tunus ve Mısır devrimleri hedeflerine asla ulaşamayacaktır. Ancak kesin olan bir şey vardır – devrilen diktatörlerin hüküm sürdüğü eski kötü günlere asla dönüş olmayacaktır.

Sadık el Azm, Şam Üniversitesi Modern Avrupa Felsefesi alanında Fahri Profesör ve Bonn Üniversitesi Kate Hamburger Enstitüsünde öğretim görevlisi.

Arap Milliyetçiliği, İslamcılık ve Arap İsyanları

Ayaklanmaların önemli ölçüde karizmatik olan doğası yeni ve önemli bir gelişmedir: İslamcılık tartışmaya ‘geri dönmüş’ olup, İslam’ın tanımı üzerine din/devlet kurumları, orta sınıf ticari İslam ve militan isyancı İslam arasında şiddetli bir tartışma yaşanmaktadır.

Gabriele vom Bruck (SOAS Antropoloji) , Atıf Elvezir (araştırmacı ve kalkınma danışmanı) ve Benjamin Wiacek (San’a’da yerleşik gazeteci)

Yemen: Askıya Alınmış Devrim mi?

Bu kitapta ele alınan diğer ayaklanmalarla karşılaştırıldığında Yemen’deki ayaklanma benzersizdir. Yönetici seçkinlerin önemli bir üyesi olan ama eski liderle akrabalık bağları olmayan ve yönetime darbeyle değil anlaşmayla gelmiş olan birisi, eski rejimin üyelerini yerinden etmeye başlamıştır.

Kerim Mezran, Atlantic  Council Refik Hariri Ortadoğu Merkezi üyesi ve John Hopkins İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu misafir öğretim üyesi.

Geçiş Sürecinde Libya: Cemahiriye’den Cumhuriyet’e mi?

Bu satırları yazılmakta olduğu dönemde Libya’da olanlar ideolojik bir çatışmadan ziyade bir güç mücadelesidir. Kavramsal bir bakış açısından, sunulan duruşlar arasında önemli farklılıklar bulunmamaktadır. Libya’da hiç kimse kendisini laik olarak tanımlamadığı gibi hiç kimse de kendisini veya partisini İslamcı olarak nitelendirmemektedir.

Kristian Coates Ulrichsen, Baker Enstitüsü Kuveyt uzmanı ve Chatham House yardımcı üyesi.

Bayren’deki Ayaklanma: Yurtiçinde Taşıdığı Anlam ile Bölgesel ve Uluslararası Perspektifler

Bahreyn şimdi önemli bir yol ayrımında bulunuyor. Bu küçük Körfez adası ya devletle toplum arasındaki iktidar dengesi ve yapısında kalıcı ve derin değişiklikler yapacak ya da rejim, toplumun giderek artan bir şekilde kararlı bir tavır izleyen bir kesimine karşı güce başvurmaya devam etmek zorunda kalacak.

Medevi el Raşid, King’s College Din Antropolojisi profesörü.

Suudilerin Dahili İkilemleri ve Arap Ayaklanmalarına Verilen Bölgesel Yanıtlar

Suudi liderliği statükoyu koruma konusunda derin bir kaygı taşımaktadır ve ayaklanmalar yayılırken çeşitli stratejiler uygulamıştır. Suudi rejimi yurt dışında üç strateji uyguladı: Tunus, Mısır ve Libya’daki ayaklanmaların yayılmasını önlemek; Bahreyn ve Yemen’de karşı devrim ve Suriye’de devrime destek.

Avi Shlaim, Oxford Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü profesörü.

İsrail, Filistin ve Arap Ayaklanmaları

Bu bölüm İsrailli siyasi-askeri seçkinlerin Arap Baharı’na verdiği tepkiyi mercek altına almaktadır. İsrail, kendisini, otoriterlik denizinin ortasında bulunan bir demokrasi adası olarak sunmuştur. Dolayısıyla İsrail’in 2011 yılının başlarında bölgeyi kaplayan demokrasi yanlısı hareketleri memnuniyetle karşılaması beklenir. Böyle olmakla birlikte İsrail toplumunun tepkisi bütün toplum kesimlerinde olumsuz olmuştur. Söz konusu bu olumsuz tepkiyi açıklayan iki faktör bulunmaktadır.

Muhammed Eyüp, Michigan State Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ordinaryüs profesör.

Arap Ayaklanmaları ve Türkiye ile İran

Ankara ve Tahran’ın, Irak ve Suriye konusundaki görüş ayrılıklarının, iki ülkeyi, iki tarafın da istemediği bir çatışmaya sürüklemesine izin vermesinin yol açacağı tehlikelerin farkında olduğuna ilişkin işaretler bulunuyor.

William B. Quandt, Virginia Üniversitesi siyaset bilimi profesörü.

ABD Politikası ve 2011 Arap Devrimleri

Arap “devrimleri”nin 2011’de Başkan Obama’nın görev süresi içinde gerçekleşmiş olması bir ironiyi de beraberinde getiriyor. Söz konusu “devrimler” birkaç yıl önce patlak vermiş olsaydı Başkan George W. Bush ve “demokrasi ajandası”nın önde gelen isimleri bu hareketleri destekler ve en azından devrimlerin İslami tonu belirgin hale gelmeye başlayıncaya kadar söz konusu bu hareketleri kucaklardı. Ama Obama’nın Ortadoğu konusundaki serinkanlı ve gerçekçi duruşu, Irak savaşına ve güç kullanılarak rejim değişikliğine gidilip demokrasinin empoze edilmesine ve gerek söylem gerekse gerçek anlamda aşırıya kaçılan kimi adımlara gösterilen muhalefetin eseri olarak ortaya çıkmıştı.

Federica Bicchi, LSE Uluslararası İlişkiler bölümünde profesör.

Avrupa ve Arap Ayaklanmaları: Anlamsız Bir Güç mü?

Arap Baharı, Avrupa için bir sürpriz oldu ama aynı zamanda, ekonomik ve sosyal krize sürüklendiği ve Lizbon Anlaşması’nda öngörülen türden dönüşümlerin henüz tamamlanmadığı kötü bir dönemde yaşandı.

Valerie Bunce, Cornell Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler profesörü.

Sonuç: İsyankar Vatandaşlar ve Dirençli Otoriterlik Yanlıları

Analistler birden fazla ülkede otoriter rejimlere karşı halk hareketleri dalgası yaşandığında neden bu kadar şaşkınlığa uğrar? Okuyacağınız bu bölüm bu türden üç dalgayı (Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da komünizmin çöküşü, komünizm sonrası Avrupa ve Avrasya’da renkli devrimleri ve Arap ayaklanmalarını) karşılaştırıyor ve birbirini tanımlayan iki açıklama getiriyor.

ŞOFÖR WANG’İN ALTINCI HAYATI – NEW YORK TIMES KRİTİĞİ

Şoför Wang’in Altıncı Hayatı, Susan Barker

Simon Winchester

24 Ağustos 2015, New York Times

1990ların başında Çin’de seyahat ettiğim sırada batıya doğru yol alan trenimin Taklamakan Çölü’nün ortasında, ıssız bir mola yerinde su yüklemesini bekliyordum. Genç bir Çinli kadın gelip omzuma dokundu ve önce İngilizce bilip bilmediğimi sonra da Anthony Trollope hakkında bir fikrim olup olmadığını sordu. Fena halde afallamıştım. Trollope, hem de burada? Dünyanın milyon kilometre ötesinde? “Evet, azıcık biliyorum,” diye kuşkulu bir geveleme döküldü dudaklarımdan. Bunun üzerine, enerjik bir iş kadını edasıyla trenin çölün ortasındaki bu vahada 27 dakika daha kalacağını söyledi ve bu sürede The Eustace Diamonds kitabındaki olay örgüsü ve karakter gelişimi hakkında sorabileceği kadar çok soruya nezaket gösterip cevap verir miyim diye sordu.

sofor-wang

 

Bu karşılaşmadan beri Çin’in hayrete düşürmek, hayran bırakmak ve hoşnut etmek konusundaki ebedi ve olağanüstü gücüne tamamıyla inanmış durumdayım. Ve o zamandan bu yana, Susan Barker’ın hayrete düşüren, hayranlık verici –hoşnut ediciliği başka mesele– yeni romanını okurken hissettiğim kadar güçlü bir şekilde bu inanca kani olduğum seyrektir. Çeyrek yüzyıl önce çölün ortasındaki o tren istasyonunda yaşadığım hayreti bugün Barker’ın romanını okuduktan sonra yaşıyorum. Hem hayrete düşmüş durumdayım hem de epey bir sıkıntılı. Devamı

LE CARRE’DEN GELEN AJAN: TEMMUZ CİNNETİ CHARLES CUMMING KRİTİĞİ

Le Carré’den gelen ajan

Radyo yayıncısının zekice yazdığı ilk gerilim romanı, sizi kendi tercih ettiği okumasıyla baş başa bırakıyor.

 Charles Cumming, 8 Mart 2014, Spectator

Yetişkin hayatımın en korkunç anı 5 Ağustos 2008 Salı sabah 8.55’de meydana geldi. Çin’in Sincan eyaletinde haklarından mahrum edilmiş Uygur Müslümanların Han hükümetine karşı ayaklanmalarını konu edinen bir roman olan Typhoon‘u yazmıştım. Tesadüfen, yayınlanmadan birkaç gün önce çok sayıda Uygur, kitabın gerçek hayattaki tuhaf yankılanmasında tam olarak bunu yapmaya başladı.

James Naughtie Typhoon‘u okumuştu ve bu konuda konuşmak için beni Today programına konuk etmek istiyordu. Kraliyet daveti almak gibi bir şeydi. Ancak dakikalar röportaja doğru ilerledikçe, acımasız, ne dediği anlaşılmaz bir enkaza dönüşmüştüm ve kapıdan tüyüp kaçmayı düşünerek ulusal radyoda kendini gülünç duruma düşürecek kadar gergindim.

Untitled-2

Naughtie bir sorunu olduğunu görebiliyordu. Pratik becerisi ile Yeşil Oda’yı rahatlattı, beni şaka ve dalkavukluklara boğdu, sonra çabucak ve göründüğü kadar aksamadan geçip giden bir konuşma için stüdyoya götürdü. Devamı

TEMMUZ CİNNETİ – INDEPENDENT KRİTİĞİ

Temmuz CinnetiJames Naughtie

Susan Elkin, 2 Mart 2014, Independent

1970’li yıllar ve Soğuk Savaş’ın zirvesindeyiz; Joe Manson adındaki bir Amerikalının, her ne kadar ölüm sebebi olarak Özel Şube’nin müsamahası ile sorgu yargıcına ve halka farklı versiyonlar açıklanmışsa da, esrarlı bir şekilde Londra’ya geldiği ve bir Avam Kamarası deposunda ölü bulunduğu günler. Manson bir şekilde, iyi huylu casuslukta uzun ve tamamlayıcı bir kariyeri olan dışişleri bakanı bürokratı Will Flemyng ile bağlantılı gibi görünmektedir. Manson’un ölümünün nedeni kullandığı aşırı dozda uyuşturucudur; kesinlikle böyledir, bunun neden mümkün olamayacağına dair güçlü nedenler hariç.

Untitled-2

Böylece James Naughtie‘nin, Atlantik’in her iki tarafındaki tecrübesiyle bir politika gazetecisinden bekleyebileceğiniz tüm inandırıcı, içeriden bilgilerle birlikte gelen karmaşık ilk casusluk romanı başlar. Kurgu kitapta casusluk, -herhalde- gerçek hayatta olduğu gibidir, Naughtie‘nin “sadakat ve sahtekârlık arasındaki sınır” dediği şeyleri araştırır; böylece karakterleri birbirlerine nadiren doğruyu söyler ve isim telaffuz etmeden örtülü ipuçları ve imalarla konuşur. 380 sayfalık romanda gerginliği devam ettiren işte bu esrar perdeli yazım şeklidir, çünkü okuyucu kim, ne ve neden diye merak etmekten kendini alamamaktadır. Devamı