HOLLYWOOD’A UZANAN CIA – TOM HAYDEN / LARB

Hollywood’a Uzanan CIA: Amerika’nın Casusluk Teşkilatı Büyük Ekrana (ve Zihinlerimize) Nasıl Sızdı

Tom Hayden, Los Angeles Review of Books, 7 Şubat 2013

CIA hukuk dışı drone saldırısıyla suikast programının ayrıntılarını kongre gözlemcilerinden ve medyadan hala gizliyorken, birileri onun gizli ajanlarını kutlayan filmlere Akademi Ödülleri vermesinin Hollywood için tuhaf bir an olduğunu düşünebilirdi.

Ama görünüşe göre öyle değil. Zero Dark Thirtynin işkence tasviriyle ilgili sağlam bir tartışma ortaya çıkarken, film büyük ölçüde suç ortağı bir CIA analistini göklere çıkarıyor. Bu arada Argo, 1979 yılında İran’da tutulan rehineleri kurtarma operasyonunda CIA’nin Hollywood’la işbirliğine şartsız bir baş selamı.

zero-dark-thirtyargo

Argo ve Zero Dark Thirty, Teşkilat’ın resmi irtibat bürosunu Hollywood’a açmasından bu yana 15 yılda CIA’nin etkilediği film yapımlarının sadece son örnekleri. Tricia Jenkins CIA ve Hollywood: Teşkilat Film ve Televizyonu Nasıl Şekillendiriyor kitabında bu “Gizli Hollywood” versiyonunun tarihini inceliyor. Bu kitap kısaca söylemek gerekirse CIA ile Hollywood arasındaki ilişkiye dair ciddi etik ve yasal soruları ortaya koyuyor ve bizlerin bu ikisi üzerinden tüketttiğimiz propagandanın nereye kadar gittiğini irdeliyor.

 ¤

cia-ve-holywood

“CIA eğlence endüstrisi irtibat görevlisi” Paul Barry, Jenkins‘e “Hollywood, halkın Teşkilat hakkında bilgi edinmesinin tek yolu” diyor.

Bunu bir düşünün: CIA ile yatağa gönülsüzce giren Hollywood değil, ancak eğlencenin sahip olduğumuz en popüler formları aracılığı ile kendisi hakkında pozitif imajlar ekmeye çalışan (başka bir deyişle, propaganda yapan), Teşkilat. Bu nedenle CIA-eğlence endüstrisi ilişkisinin birkaç kişinin sorguladığı yasal veya ahlaki yansımaları olması gayet doğal. Bu diğerlerinden farklı bir hükümet Teşkilatı, operasyonlarının doğruluğu kamu denetimine açık değil. CIA’nin gizli ikna edicileri bir Hollywood filmini etkilediğinde, kendi imajını olabildiğince olumlu bir şekilde tasarlamak ya da en azından yerleşik olumsuz olanı engellemek için popüler bir araç kullanıyor. Bu yeterince ensest bir ilişki diyor Jenkins, bu ilişkiler yasaların lafzı ve ruhunu ihlal ettiğinden.

Ünlü CIA ajanı Tony Mendez’in birinci elden tecrübelerine dayanarak yapılan ve İran’da rehinelerin kurtarılmasındaki CIA rolü hakkında keyifli ve ilham verici bir film olan Argo‘yu ele alın. (İtiraf: Filmi sevdim). Koltuklarımıza oturduğumuzda ABD ve İngiltere’nin 1953’te demokratik olarak seçilen İran liderine karşı “bir darbe tezgahladığı” ve yerine, filmin başladığı yer olan 1979 yılındaki ayaklanmayla yıkılacak dost bir diktatör yerleştirdiği 60 saniyelik bir arka plan bilgisi veriliyor. Yani nihayetinde rehine alınmasına yol açan darbeyi CIA’nin yaptığı kabul edilmiyor. Bunun yerine, Ben Affleck’in bir aile üyesi olarak oynadığı masum bir CIA ajanı “CIA ve Hollywood’un tarihteki en cesur kurtarmayı nasıl çektiğini” sahneye koyuyor. Şimdi ekranda çok güzel yeniden canlandırılan rehine olayının nihayetinde Teşkilatın hızlandırdığı uzun bir dizi olayın sonunda meydan geldiği bize açıkça söylenmiyor. Filmin sonundaki jenerikte bağımsızlık izlenimini verecek şekilde, CIA’nin filmi onaylamadığı, yetkilendirmediği ya da doğruluğunu tasdik etmediği yazıyor. Sonra, Jimmy Carter’ın CIA’nın rolünü bu kadar uzun süre gizli tutmak gerekli olmasaydı tarihin farklı bir yön alacağını söyleyen sesi duyuluyor. (Filmde ve gerçek hikayede Kanadalılar ABD operasyonunun kılıfı oldular.)

Argo‘nun açık mesajı, CIA’nin ulusun güvenliğini sağlamak için gizlice yaptıkları tüm iyi şeyleri bize söylemekten alıkonulduğudur. Jenkins’in araştırmasına göre, Başkan’ın Company of Spies filminde “Teşkilat iyi olduğunda muhteşemdir ve bunu kimse bilmez” diye ağzından kaçırıverdiği gibi Teşkilat hakkında tekrar eden ve bazen ekranlara yansıyan bir hayıflanma vardır ve Argo, bu CIA arzusunu mükemmel bir şekilde gerçekleştiriyor.a4s_iran113011d_201365a_8col

Halk için, bize anlatılan CIA’nin muhteşem başarılarını uygun bir bağlama yerleştirmek zordur, CIA’yi uygunsuz, yasadışı ve felaket başarısızlıkları için toprağa gömmek göreceli olarak daha kolaydır. Örneğin Argo yapımcıları, İran’ın 444 günlük bir çileden sonra kalan 66 rehineyi neden Başkan Reagan’ın açılış konuşmasından tam 20 dakika sonra serbest bıraktığını araştırmayı tercih etmemiş. Bu durumun gerçek niteliği tartışmalar içinde gömülüp gittiyse bile gizli bir anlaşma kokusu veriyordu. (İran’la anlaşmanın öne çıkanı, rehineler serbest kalır kalmaz CIA Başkanı olan Reagan’ın sırdaşı Willam Casey’di.) Argo‘da değinilmeyen temel nokta, Reagan tarafındakilerin, rehinelerin serbest bırakılmasını Carter’ın seçimleri kaybetmesinden sonraya ertelemesi için İran’a baskı yapmalarıydı. Doğruysa, haince bir şey. Her halükarda ilişki, Argo’nun mutlu mesajını karıştıracak şekilde, İran – Kontra olarak bilinecek olaya kadar gelişti. 1953 darbesini ve 1980 rehine krizinin desteklerini küçümseyerek veya ihmal ederek Argo kendini iyi hissettiren türden kahramanca bir hikaye olarak yalnız kalıyor. Geri kalanımız hala gerçek dünyaya ait sonuçlarla birlikte yaşıyor.reagan_casey_2050081722-11477

 ¤

Kamusal bir tartışma ortamında, saygı duyulan gazetecilerden çılgın blogculara kadar herkes bazı Oscar adaylıklarına mal olabilecek şekilde Zero Dark Thirty ile meşgul oldu. Kitabı film gösterime girmeden önce yayınlanan Jenkins, Los Angeles Times’a, filmin net bir mesaj içerdiğini varsayarak “Zero Dark Thirty‘nin bu olay hakkında kamuoyunun ve tarihsel belleğin önemli bir şekillendiricisi olacağını” söyledi.

Bazı işkence karşıtı gruplar kadar David Clennon ve Ed Asner gibi aktörler de, Zero Dark Thirty‘nin işkenceyi olumlu bir şekilde yansıtmasını protesto ediyorlar. (Bu arada Clennon bir keresinde, sloganı “şimdi CIA’ye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var” olan Teşkilattaki bir ajanı oynamıştı.) Dick Cheney ve birçok neocon bu analizi paylaşıyor ve heyecanlanıyorlardı. Bana öyle geliyor ki film yapımcısı Kathryn Bigelow, belki de tarzı böyledir, işkence ve ahlak hakkındaki soruları (ve bunların olmayışını) cevapsız bırakıyor. Siyasi bir mesaj vermek arayışında olan geleneksel Hollywood ilericilerine kıyasla Bigelow, üniversitedeki postmodernizm ve semiyotikden etkilenmiş. Örneğin önceki filmi The Hurt Locker’da, Bigelow’un Irak savaşına karşı olup olmadığını veya sadece karakterlerinin hikayelerine derinden dalıp dalmadığını keşfetmek mümkün değil. Buna benzer şekilde Zero Dark Thirty işkence aleyhindeki polemiklerden ziyade işkence hakkında bir film.trailer-zero-dark-thirty-11351

Bazıları onu “karanlık işler” dediği şeyleri rasyonelleştirdiği için eleştirirken bazıları da Amerikalıların “geliştirilmiş sorgulama teknikleri” gibi antiseptik terminolojide gizlenen prosedürlere sahip olduklarını itiraf etmelerinin zamanı olduğunu düşünebilir.

İşkencenin ahlaka aykırı olduğu ve işe yaramadığı bizim için açık olmalıdır. Diğer sorgulama teknikleri daha güvenilirdir. Ali Soufan ismindeki bir FBI yetkilisi, 2002’de Guantanamo tutukluları üzerinde kullanılan muhbirler, dedektiflik çalışmaları, peşine düşme ve gözetim teknikleri sayesinde bin Ladin’in kuryesi Ebû Ahmed hakkında bilgi sahibi oldu. Sonra “eldivenler çıktı” ve Cheney’nin işkence ve aşağılamaya ait “karanlık tarafı” hakim ABD politikası oldu.

Bigelow, “bu ulusun savunması için bazen ahlaki sınırları aşsalar bile cesurca savaşan […] kendilerini zaferde ve yenilgide, hayatta ve ölümde feda eden” istihbarat ajanlarına olan hayranlığı hakkında şüphe bırakmıyor. The Hurt Locker filmi gibi bu filmi de, ahlaki çizgileri aşsa bile Amerika’yı savunma güdüsüyle hareket eden kişilere bir övgü içeriyor. Yanlış olsa da işkenceyi anlamak için rica bu, film yapımcısıdan hikâye anlatımı savunuculuğuna geçilen bir tutum.

Kendi empatisi bir yana, Bigelow ve yazarı Mark Boal gerçekten hatalı mı? Senatör Diane Feinstein ve Senatör John McCain’in filmin doğruluğuna yönelik sert saldırılarına ve Sony Pictures şefi Michael Lynton’a bir mektupla ilettikleri Sony’nin Zero Dark Thirty‘yi bir kurgu eseri olarak yeniden markalaştırması taleplerine katılıyor muyuz?

Birileri senatörlerin fazla şikayetçi oldukları hissine kapılabilir. Hikayenin devamı var. “Kurye hakkında en önemli bilgileri sağlayan CIA tutuklusunun bilgileri zorlayıcı sorgulama tekniklerine maruz kalmadan önce ifşa ettiğini” yazan mektubun kendisinde de belirsizlik var. Yine bekleriz! Bu ifade şekli bazı sırları ifşa eden ve işenceye uğramış başka tutukluların varlığına işaret ediyor. CIA Başkanı Michael Morell buna 21 Aralık’ta hayali-konuşmasıyla kendi film kınamasını ekledi: “Tutukluların ileri tekniklere maruz kaldığına dair bazı (deliller)… (işkencenin) sadece zamanında ve etkin bir şekilde bilgi (elde edip etmediği)… tam anlamıyla çözülemez ve hiç bir zaman çözülemeyecektir.” Morell, hakkında böyle bir talep olmadığı için Senato önünde sorgulanmayacak, ama Başkan’ın adayı John Brennan işkencenin gerçek tarifi hakkında emin olmadığı halde ifade verdi. CIA Başkanı Leon Panetta, ki Bin Ladin’in öldürülmesi operasyonunu yürüttü, geçenlerde şöyle yazdı:

Kuryenin rolü hakkında faydalı bilgiler veren tutuklulardan bazıları ileri sorgulama tekniklerine konu olmuştur. Bu tür bilgiyi “zamanında ve etkili bir şekilde” elde etmenin tek yolunun bu teknikler olup olmadığı bir tartışma konusudur ve kesin bir şekilde tanımlanamaz. Kesin olan şey bizi Bin Ladin’e götüren bu bilginin istihbaratın çok yönlü kanallarından sadece bir parçası olduğudur.

İşkenceye karşı çıkmakla görevli yetkililer tarafından bu tür kaçamak resmî ifadeler açıklamalar yapıldığı göz önüne alındığında, Bigelow ve Boal, neden senaryolarının belirsizliği nedeniyle niye hırpalanıyor ki?

Film yapımcılarına bir diğer saldırı, Barack Obama’yı ve Teşkilat’ı yücelten bir filmde CIA ile yatağa girmiş, başta Cumhuriyetçi sağdan ancak daha sonra soldaki bazılarından geliyor. İç güvenlik konusunda Cumhuriyetçilerin lideri olan milletvekili Peter King, ilk suçlamaları 2012 yılının başında ortaya attı. Daha sonra, sağ görüşlü Yargı İzleme Örgütü tarafından Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası uyarınca elde edilen içerden belgeler geldi.

Belgeleri okuyan biri günümüz standartlarına göre sinir bozucu ya da şaşırtıcı hiçbir şey olmamasına rağmen, samimi, karşılıklı destekleyici bir ayarlama hissine kapılıyor. CIA, “güvenlik” istisnasını önemsediği herşeyi redakte ederek sonuna kadar istismar ediyor, örneğin 6 Haziran 2011’de Başkan yardımcısı Michael Morrell ve Boal arasındaki görüşme hakkındaki iki sayfalık rapor. Obama’nın üst düzey danışmanı Benjamin Rhodes’dan, Beyaz Saray’ın “muhtemelen en yüksek önemdeki [bin Ladin] projelerine görünürlük kazandırmaya çalıştıklarını, […] ve bu konuda ne yaptıklarını anlamak istediklerini” öğreniyoruz. CIA kamu işleri yetkilisi George Little’in Sun Valley’deki bir dağ evinden bir sürü e-posta gönderdiğini ve “Boal-Bigelow filminin projlerin en olgun ve yüksek profillisi olduğunu”; eski LAT muhabiri Howard Blum’un uğraştığı diğer filmin ilgi çekmeyebileceğini düşündüğünü keşfediyoruz. Little, Boel ve Bigelow’un “işbirliğimiz için şükranlarını dile getirdiklerini ve Pentagon’daki yakında iş arkadaşlarım olacak kişiler hakkında iyi şeyler söyleklerini” belirtiyor […] Alt satır – işler yolunda.”

Bin Ladin’in saklandığı yere yapılan baskında yer alan bir Deniz komandosu ve bir çevirmenle yapılan toplantılar da dahil sayfalar boyu süren tartışmalar, Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası’ndaki bir yasal boşluktan faydalanarak CIA sansürcüleri tarafından elden geçirilmiş. Ama CIA sözcülerinden biri olan Marie Harf’ın açıklanan notlarından Morell’in “onlara ihtiyaçları olan her konuda burada olduklarını ve Kathryn’e The Hurt Locker’ı ne kadar sevdiğini iletmesini istediğini” öğreniyoruz. Harf, diğer bir üst düzey Pentagon yetkilisi Michael Vickers ile olan toplantının “düşündüğünden daha iyi gittiğini” yazıyor, aynı zamanda hala Batı Yakasının yeni versiyonlarını seyrettiğini de ifşa ederek. Siz anladınız onu.

Eğer varsa, Bin Ladin baskınındaki anahtar kişilere erişimin karşılığında hangi anlaşmaya varıldı? Bu belgelerin hiç bir yerinde yok. Daha ziyade, izin verilen yetişkinler arasında ihtiyatlı bir aşk festivaline benziyor.

Zero Dark Thirty‘nin işkenceyi onaylaması ya da reddetmesi veya nihayetinde en büyük düşmanımıza karşı başlıca CIA kahramanları için onu alkışlamış olması önemli mi? Sonuçta film hakkındaki tartışmalar belki de asıl önemli olandan dikkatleri kaçırıyor: Zero Dark Thirty, CIA hakkında eğlenceli, yerinde oturamadan seyredilen ve hakkında bizi tartışmaya mecbur eden bir macera olarak, bir gizli teşkilatın isteyebileceği en büyük halkla ilişkiler hediyesidir. Mahkum seyirciler olarak güzel ve yetenekli Jessica Chastain’in canlandırdığı, saplantılı, tutkulu, özel bir kadın CIA analisti Maya’yı gergin, terli avuç içlerimizle patlamış mısırlarımızı ve meyve sularımızı bükerek izlerken, kurşunlardan, bombalardan ve hoşgörüsüz kanlı intikamında yoluna çıkan erkek arkadaşından kurtuluyoruz. İntikamı bizim intikamımız mı? Onu desteklediğimizde, ki şüphesiz destekliyoruz, onun temsil ettiği Teşkilatı da desteklemiyor muyuz? Sonunda kazandığında Amerika da kazanmıyor mu? Eğer bu büyük bir halkla ilişkiler değilse, ben onun ne olduğunu bilmiyorum.

¤

Televizyonda da aynı kalıbın tekrar oynandığını görüyoruz. Örneğin Claire Danes’in Homeland’deki garip, çift karakterli, bağımlı, parlak ve çekici Carrie’sini ele alalım (diğer bir favorim ve görünüşe göre Obama’nın da favorisi). Veya Kiefer Sutherland’ın 24’teki son CIA avcı-katilimiz Jack Bauer’i. Veya tüm modern ajanların anasını: Jenifer Garner’ın Alias’taki Sidney Bristow’u: edebiyatta okuyan bir üniversite öğrencisi olduğunu ispatlayan bir görünüş, eğitimli bir ninja akrobat, kılık değiştiren ve gardolabı için ölmeye hazır bir kadın, hepsi CIA’ye çalışıyor.

Jenkins bize CIA‘nin Hollywood için resmi irtibat görevlisi olan Chase Brandon’un ilk sezonunda Alias’a teknik danışmanlık verdiğini hatırlatıyor. 2004 yılında Jennifer Garner Teşkilat için bir işe alma videsounda oynadı, kameraya CIA’nin zeki, vatansever, cesur, “her zaman Teşkilat için çalışmış türden insanlara” ihtiyacı olduğunu söyledi. 9/11 atmosferinde konuşurken Garner CIA’in “dünyada ve burada, evimizde bir değişiklik” yapmak isteyen, “değişik arkaplanlara sahip yaratıcı, yenilikçi, esnek erkek ve kadınlar” aradığını söylüyordu.

Milyonlarca insan gibi ben de Jennifer Garner’ı oradan başka her yerde seyrederdim. Irak hakkında istihbaratın bilinçli olarak bozulduğu, kılıçların çekildiği, gezegenin her yerindeki “karanlık üs”lerde gizli ajanların tutukluları topladığı, öldürdüğü veya işkence ettiği, tarihin hassas bir anıydı bu. Garner Teşkilat’ın oyuna getirdiği bir poster kızıydı. Alias’ın her bölümü 10 milyon izleyiciye ulaştı. Garner’ın işe alma reklamına eşlik eden basın bülteninde Teşkilat Garner’ın “iletmeye çalıştığımız mesaja insani bir dokunuş” kazandırdığını söylüyor.

Jenkins, Alias gibi dizilerde bile CIA’nin her zaman istediği sonucu alamadığından emin. Bu biraz karışık, sırf beyin yıkamanın şüpheci bir halk ve basın ile ters düşmesi yüzünden. (Jenkins CIA’nin The Good Shepherd veya Syriana’dan memnun olmadığını yazıyor.) Ama bu Teşkilatı denemekten alıkoymamış, vergi ödeyenler pahasına. Jenkins, CIA’nin Soğuk Savaş’ın bittiği, şoke edici casus skandallarıın ortaya çıktığı, misyonun belirsiz, işe almanın taban yaptığı 1990’larda resmi olarak artan bir ivmeyle Hollywood’u yıllarca nasıl etkilediğini belgeliyor. Jenkins’e göre CIA’nin yeniden-yapmaya ihtiyacı vardı ve bunu ona sadece Hollywood verebilirdi.

the-good-shepherd-2006_32507

syr2007’de CIA’nin avutakı John Rizzo Teşkilatın “çok aktif bir” Hollywood çevresine sahip olmasıyla böbürleniyordu. Ünlü Auistin Powers’ın aptal casusu Mike Myers gibi aktörler, minnettarlıklarını sunmak üzere CIA genel merkezini ziyaret ediyorlar ve Kevin Bacon ve kardeşi Michael “Sizlerin ne yaptığını tam olarak bilmiyoruz, ama yaptıklarınızdan gurur duyuyoruz” gibi şeyler söylerken resimlerini imzalıyorlardı. Baltimore’da nükleer bir bombanın patladığı The Sum of All Fears, Paramount Pictures basın kitinde CIA’den Chase Branson tarafından “olağanüstü doğrulukta ve heyecanda, Teşkilatı hiç bir zaman olmadığı kadar azametli gösteren bir film” olarak tanıtılıyordu.

Howard Zin isminde genç bir adamı oynayan The Sum of All Fears’ın yıldızı Ben Affleck sonunda Jennifer Garner ile evlendi ve ekrana Argo’yu getirdi. Yeni Hollywood’un saygıdeğer temsilcileri olarak Affleck ve Garner farkında olmadan, CIA’nin imajını kurtarmak için Cumhuriyetçi Partinin tamamından daha fazlasını yapmış olabilirler. Doğru, hikayeleri zaman zaman iki yüzlü ve yıkıcı ajanlar içeriyor, ancak inanılırlıkları belirli bir dengeye dayanıyor. Genel etki, 9/11 sonrası dünyaya yeni bir tip açıkgöz ve seksi ajan sunmak oldu.

Bazen, bir CIA analisti, belki de bir ombudsman olarak Teşkilat’ta çalıştığımı hayal ediyorum: yeni çılgın rapor Beyaz Saray’a uçmadan önce son bir uyarıda bulunan huysuz muhalif.

¤

Hollywood; CAA ya da CIA olsun kendilerini kontrol etmeye çalışan herkese doğası gereği dirençli olan çok akıllı insanlarla doludur. Senaryolarının ve yapımlarının yaratıcı kontrolünü kolayca teslim etmezler. Bazıları CIA’yi ideolojik olarak kucaklayabilir, ancak birçoğu Teşkilatı müzakere edilecek, beraber takılacak, turlayacak, mahallede deneyim kazanmasını sağlayacak ve içerden bir film çekmek, bir casusun karakterini anlamaya çalışmak, iki çift laf dinlemek için bir çıkar grubu olarak görür. Her iki tarafın illüzyon ustaları arasında bir işbirliği ortaya çıkar. Garip, CIA’yi, asıl görevi aldatmak olan belli bir çıkar grubu olarak görmezler.

Fakat taraflar eşit değildir ve izleyicilerin farkı bilmeleri gerekir. Hollywood ve hükümetteki politika yapıcılar, ürünlerinin kaynaklarını etiketlemeyi, izleyicilerin neyin satılmakta olduğunun farkına varmalarını sağlamak için hesaba katar. Tütün ürünleri ve her türlü tezgahüstü marka için etiketlerimiz var. Neden şöyle bir etiket olmasın: “Merkezi İstihbarat Teşkilatı, bu film için girdi ve kaynak sağlamıştır. CIA [veya Pentagon] senaryoda bazı değişiklikler yapılmasını istemiştir. Ürünün son hali, filmin yapımcıları tarafından kontrol edilmiştir. “

Uygulanamaz veya mantıksız mı? Eğer bir film senaryosunun yazarlarının isimlerinin veya kaynaklarının açıklanmasını beklerseniz, eğer birçok filmde “gerçek hikayeye dayalıdır” yazıyorsa, hatta gıda maddelerinin nerede yetiştirildiğini açıklıyorsak, CIA’nin bir filmdeki katkısını neden açıklamayalım?

Jenkins, belki bir gün mahkeme salonunda ya da bir yasama odasında duyulabilecek iki teklifte bulunuyor.

İlk olarak, Kaliforniya Üniversitesi Irvine Hukuk fakültesinin saygın dekanı Erwin Chemerinsky’nin, Anayasa’nın, kamu kurumları tarafından “görüş ayrımcılığı” yapılmasını yasakladığını belirten sözlerini alıntılıyor. Aynı şekilde Ek Birinci Madde savunucusu Floyd Abrams’dan alıntı yapıyor. Bunlar bir devlet kurumunun, vergi mükellefi tarafından desteklenen hizmetleri kendi tercih ettikleri projelere sağlayıp, diğer taraflara vermeyi reddedemeyeceğini savunuyorlar. Teşkilat, kapılarını Jon Voight’a açıp Michael Moore’a kapatamaz. Jenkins, bu sorunu kimsenin dava konusu etmediğini, çünkü küçük bağımsız yapımcıların maliyetleri karşılayamadığını düşünüyor. Denizaltıları, çekim yerlerini, teknik danışmanları veya ekstraları ücretsiz olarak almak zor.

İkincisi, 1950’lere kadar giden kanunlar, devlet kurumlarının, tahsis edilmiş fonlarını aşırı övgü veya propaganda anlamına gelecek gizli veya kendini pazarlama amaçlı olarak kullanmalarını yasaklamaktadır (bu terimler aynen kullanıldığı gibidir). Yasanın yazarı olan merhum Senatör Harry Bird, “federal tanıtım fabrikasından daha fazla haber ve daha az zırva” talep ediyordu. Devlet Muhasebe Ofisi (GAO) gizli iletişimi, yalan veya kaynağı hakkında yanıltıcı olmak şeklinde tanımlıyor. Jenkins‘e göre hiç kimse GAO’nun propaganda uzmanlarından CIA veya Pentagon’un eğlence irtibat programlarını araştırmasını istememişti.

Ancak Jenkins, o zamanlar koyu bir sağcı olan Otto Reich tarafından kontrol edilen Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisi Ofisi’nin, Orta Amerika politikasını desteklemek üzere gazetelerin görüş sayfalarına yazı yazmaları için danışmanlara ödeme yapmasının GAO tarafından soruşturma geçirdiği 1987’deki olayı hatırlatıyor. Reagan yönetimi, içeriğin ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından şekillendirilmiş olduğunu gazete okuyucuları bilmediği halde, tahsis edilen fonları ABD’de kamuoyunu etkilemek için kullanmaktan suçlu bulunmuştu.

Jenkins, bu önerilerin hemen sonuç vereceği yanılsamasında değil. “Terörizmle Savaş”, ulusal güvenlik yasalarının genişleyen cephanesinin önümüzdeki yıllarda senaryo malzemesi sunacağı klostrofobik bir zemini sağlıyor. Hollywood’daki CIA’ye yönelik geçmişteki saygı, CIA suikastları ve diğer yanlışları hakkında Senatör Frank Church liderliğindeki Senato Church duruşmalarıyla sonuçlanan 1965-1975 yılları boyunca yıprandı.

Ama gelgitler gider ve gelir. ABD’nin Irak ve Afganistan’daki başarısızlıkları, Pakistan’daki gizli drone saldırıları, karanlık üslerin, ölüm listelerinin ve yerel casuslukların açığa çıkması, birçok sanatçının vicdanını harekete geçirdi. Jenkins‘in kitabında CIA irtibat bürolarının üretim danışmanları olarak görev yaptığının kanıtı elbette yaratıcı toplulukta samimi başlangıç ve konuşmaları aramaktır. Biri bunu yalnızca umabilir.

Bu filmler Amerikan izleyiciye rahatlama ve kendini kutlama şansı verebilirken, savaş ve terörün cerahatli nedenlerini önlemek için çok az şey yapıyorlar. Aynı anda gizli teşkilatların mümkün olan kontrolden uzak tutan kalkana yardımcı oluyorlar. Jenkins‘in kitabında gündeme getirilen sarsıcı soru şudur: CIA, Amerikan kamuoyunu hedeflemeye yetkili mi? Sanatçılarımız bununla daha doğrudan yüzleşmez ise, çok yakında, Teşkilat savunmasız film ve televizyon ekranlarımıza ve zihinlerimize sızmaya yalnızca devam edecektir

¤

Bu makalenin yazılması için hiç kimseyle röportaj yapılmamakla birlikte, yazar CIA işbirliğiyle yapılan yapımlarda yer almış birkaç kaynakla görüşmüştür.

https://lareviewofbooks.org/article/the-cia-goes-to-hollywood-how-americas-spy-agency-infiltrated-the-big-screen-and-our-minds/#!