LÜBNAN KRİTİĞİ: EUGENE ROGAN FINANCIAL TIMES

Küçük Devletlerden Sakının: Lübnan kitap kritiği

Eugene Rogan, Financial Times

er

Rus anarşist Mikhail Bakunin 1870 yılında bir arkadaşına “Küçük devletlerden sakının” diye yazmıştı. Küçük ulus devletlerin Belçika’dan Balkanlara ve Baltıklara Avrupa’da siyaseti sarstığı bir çağda Bakunin, bu türden küçük ülkelerin büyük, daha güçlü komşularına karşı görünüşte savunmaz iken, aynı zamanda kendilerine eziyet çektiren büyük yapılar için nasıl bir sorun kaynağı olduklarını gösterebileceğine işaret ediyordu.lubnan-on-kapak-baski

Yazar ve eski Guardian muhabiri David Hirst için Bakunin’in uyarısı Lübnan’ın Ortadoğu’nun sorunlu siyasetindeki kendine özgü konumuna uyuyor. Hirst elli yıldır Beyrut’ta yaşıyor; bu nedenle ülkenin kanlı geçmişine bizzat tanıklık etmiş bir isim. Yarım yüzyıllık çatışmaya öfkeli gözlerle bakarken bu tarihi tanıklığın acısı kitabın her bir sayfasına işlemiş durumda.

Lübnan’ın bölünmüş siyasi liderliği, acımasız komşuları Suriye ve İsrail, Lübnan devleti içindeki devletiyle Filistin Kurtuluş Ordusu (FKÖ) ve Lübnan’ı manipüle etmeye ya da kontrol etmeye çalışan yabancı güçler: bunların hepsi Hirst’in eleştirel ve titiz incelemesine konu oluyor.

Hirst’ün hikâyesinde iyi adamlar yok, sadece, insani bedeline duyarsız, hedeflerini acımasızca sürdüren hırslı insanlar var. Fransızlar 1920’de modern Lübnan devletini yarattığından beri ülke rakip görüşler tarafından bölündü. Batı yanlısı Marunîler bir Hıristiyan devlet kurmaya çalıştı ve Filistin’deki Siyonist hareketle işbirliği yaptı. Hıristiyan Lübnan ve Siyonist Filistin’in “azınlık ittifakı” 1920’li ve 1930’lu yıllarda gelişti ve 1946’da Maruni Patriği Antoine Arida’nın Siyonist lider Chaim Weizmann ile karşılıklı tanınma antlaşması imzalamak üzere Kudüs’e gitmesiyle birlikte zirveye ulaştı. Diğer Lübnanlı Hıristiyanlar ve ülkenin büyük Müslüman azınlığı (farklılaşan doğum oranları ile 20. yüzyılın ortalarında Lübnan’daki çoğunluk toplumu olarak Hıristiyan nüfusu geçmişti) ayrı bir Lübnan devleti fikrini reddetti ve Suriye ile birlik ve Arap dünyasında merkezi bir yer arayışına girdi. Hristiyan Lübnan yanlıları ve Arapçı taraftarlar 1943’te bağımsızlık konusunda uzlaşmaya vardı. Marunîlerin Lübnan’ı Fransız himayesinden bağımsız bir Arap devleti olarak kabul etmesi karşılığında, Arapçılar Suriye ile birlik olma taleplerinden vazgeçiyorlardı. Aynı yıl imzalanan Ulusal Pakt, Lübnan Hristiyanlarına devletteki anahtar pozisyonlar ve parlamento çoğunluğu veren bir güç paylaşım anlaşmasını da kutsallaştırdı. Pakt, kısa vadede Lübnan’a uygulanabilir bir hükümet kazandırdı; ancak hükümetin bünyesine 1958 ve 1975 yıllarında iç savaşlarda patlak veren mezhepçi gerginlikleri yerleştirdi. 1975’ten sonra Lübnan’da yaşanan çöküş, Lübnan’daki kavgalı topluluklar arasında Siyonist-yanlısı ve Suriye-yanlısı bölünmeleri yeniden canlandırdı. Suriye 1976’da Arap Birliği barış gücü görevinin lideri olarak Lübnan’ı işgal ederken ve Lübnan militanlarıyla olan ittifaklarını günün gereklerine göre değiştirirken, İsrail, Lübnan’ın Marunî milislerini teçhiz etmeye ve eğitmeye başladı. İsrailliler, Lübnan’ı iki kez -1978’de ve tekrar 1982’de- işgal etti ve 2000 yılına kadar Lübnan’ın güneyinde kendilerince bir “güvenlik bölgesi” ilan ederek 15 km uzunluğunda bir şerit oluşturdu. Suriyeliler birliklerini ancak 2005 yılında eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinden sonra geri çekti. Ancak Suriye ve İsrail birliklerinin resmen çekilmiş olmalarına rağmen, Lübnan’ın huysuz komşuları savaşlarına Lübnan topraklarında devam ettiler. Hirst Lübnanlı ve Filistinli sivillere uygulanan insanlık dışı eylemleri aktarırken tek bir ayrıntıyı bile kaçırmıyor. Orwellvari moda sözcükleri ve tabirleri genellikle her sayfada yarım düzine veya daha fazla olmak üzere tırnak içinde gösterdiğinden, Hirst’ün siyasi dilin ikircikliği hakkındaki hoşnutsuzluğu son derece belirgin.

Marunîlerin Sabra ve Şatilla’da İsrail’in “koruması” altındaki Filistinlileri katletmesi (1982); Suriye’nin Şii milis Hizbullah vasıtasıyla İsrail ile vekâlet savaşı yürütmesi; İsrail’in sadece Kana’da 165 Lübnanlı sivilin ölümüyle sonuçlanan Gazap Üzümleri Operasyonu; Temmuz 2006’da İsrail’in Hizbullah’a karşı savaşı: Bunların tümü, küçük Lübnan devletini cezalandıran ancak orada yaptıklarından ötürü ciddi acılar çeken daha büyük güçlerin ölümcül örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.

Haberleri takip eden herkesin bildiği gibi, bu hikâye mutlu sonla bitmiyor. Hirst, kitabında vardığı sonucu şöyle aktarıyor: “Kitabın ortaya koyduğu tek bir teşhis var ise bu bitmek bilmez gibi görünen ve güç kullanımıyla başlayan sorunun yine güç kullanımıyla sona ereceğidir; ama bunu yapmadan önce pek çok kanlı ve acılı ama sonuç üretmeyen darbe yapmak zorunda kalacaktır.”

Eugene Rogan Oxford Üniversitesi Ortadoğu Merkesi direktörü ve “Araplar” kitabının yazarıdır.

https://www.ft.com/content/fbfb5d04-4e63-11df-b48d-00144feab49a#axzz49r0unP32