BİR İHANET HARİTASI – BEN MACINTYRE KRİTİĞİ – NYT Sunday Book Review

Sunday Book Review  7 Kasım 2014

Bir İhanet Haritası, Ha Jin

BEN MACINTYRE

Uzun yıllar önce FBI ajanların motivasyonlarını tanımlamak için PİŞE diye bir kısaltma uydurdu. Para, İdeoloji, Şantaj ve Ego. Bütün ajanlar, denildi, bu faktörlerin belli kombinasyonları tarafından istihbarat işine bulaşır.

Ha Jin’in son romanının kahramanı ve CIA içine uzun yıllardır sızmış komünist Gary Shang, bu kalıba biraz zor uyuyor: Açgözlülük, sonuçta açığa çıkmasına yol açan para olsa da, motivasyonunda yalnızca küçük bir rol oynuyor; asıl ülkesinin ideolojisine olan bağlılığı tutkulu olmaktan çok alışkanlık düzeyinde; Çin’deki ailesi örtülü bir şekilde tehdit edilerek casusluk için baskı altına alınıyor, ancak açıkça zorlanmıyor; egosu kendinden şüpheyle terbiye ediliyor.bir-ihanet-haritasi

Gary’nin belli belirsiz motivasyonları onu birçok kurgusal casustan daha inandırıcı kılıyor. Casusluk dünyasına sadece sürükleniyor ve orada sıkışıp kalıyor. Uzun süre boyunca başına bir iş gelmiyor. Burada Gary’ninki birçok gerçek casusun hikâyesine yaklaşıyor: Köstebekler, sistemin içine bir tünel kazmaya yönelir ve daha sonra yıllarca uykuya yatar. Gary Shang, mütevazı, göze batmayan, hatta sıkıcı biri: gerçek bir casus için önemli, ancak kurgusal bir ajan için heyecansız özellikler.

Weimin Shang ile 1949’da Şangay’da genç, yeni evli bir komünist, Çin Milliyetçilerinin casus şebekelerine sızdırılmak üzere işe alınan Tsinghua Üniversitesi’nden mezun biri olarak tanışıyoruz. Ajanlık işlerinde çok becerikli değil. Düzgün ateş edemiyor veya bir bombayı sökemiyor, ama iyi İngilizce konuşuyor ve bu nedenle gizli CIA şubesi olan bir Amerikan kültür ajansında özel olarak görevlendiriliyor. İsmini “kafalı ve kibar bir Çinli erkeği çağrıştıran” Gary olarak değiştiriyor. Üstlerinden biri, “Böyle bir işle neden ilgileniyorsunuz Bay Shang?” diye sorduğunda “Karnımı doyurmam gerek ve önüme çıkan fırsatı değerlendirmek zorundayım” diye yanıtlıyor. James Bond değil.

“Kültür ajansı” Şangay’dan Okinawa’ya taşındığında Shang, Pekin’in emirlerini yerine getiriyor ve şimdi, çok az tanıdığı Çinli karısı ve asla göremeyeceği çocuklardan uzakta bir sürgün olduğunun yavaş yavaş farkına varmasına rağmen ilerlemeye devam ediyor. Buradan, güvenilir bir CIA çevirmeni olarak Virginia kenar mahallesine taşınıyor. Nihayetinde Amerikan istihbaratının hazinelerine erişimi olan, güvenilir bir ajan olarak Birleşik Devletler vatandaşı oluyor.

Gary’nin kronolojik hikâyesiyle sıralanan bölümlerde Ha Jin, babasının günlüğünü okuyarak ve günümüz Çinine seyahat ederek gerçeği araştıran Gary’nin yarı Amerikalı kızı Lilian’ın yolculuğunu izliyor. Eski bir sadakat ve ihanet ettiği topraklara artan bir sevgi arasında kalmış bir Çin göçmeninin gözünden Amerika’yı görüyoruz. Aynı anda, babasının geride bıraktığı aileyle ilgili keşfedebileceği her şeyi keşfeden kızının gözünden Çin’i görüyoruz.

Burada güçlü otobiyografik yankılar var. Ha Jin (Xuefei Jin’in kalem adı) 1956’da her ikisi de askeri doktor anne ve babadan doğdu. Halk Kurtuluş Ordusu için 14 yaşındayken gönüllü oldu ve burada, Harbin’deki Heilongjiang Üniversitesi’ne, şimdi yedi roman yazdığı İngilizce dilini öğrenmeye kabul edilmeden önce, beş yıl görev yaptı. 1985’te Brandeis Üniversitesi’ne yüksek lisans yapmak için geldi ve Birleşik Devletlerde kaldı.

Ha Jin‘in 1999 yılında çıkardığı “Bekleme” romanı hem Ulusal Kitap Ödülü’nü ve hem de, Conrad ve Nabokov gibi, tamamen farklı bir dil ve edebi gelenekten bir yazılı dili adapte eden bir yazar için şaşırtıcı bir başarı olan PEN / Faulkner Ödülü’nü kazandı. Her ne kadar bu durum zaman zaman kendini dilde bazı aksamalarla gösterse de – “Acı içinde sırlanmış ve pişmanlıkla tutulmuş gözler”, “Yutkundu, hırıldadı ve bir tomar acıyı boğazından aşağı itti” – bir yandan da orijinal bir tuhaflık katıyor, kültürün hem dışında hem de içinde olan bir ses.

Gary, Nellie isminde bir Amerikalı garsonla ikinci evliliğini yapıyor, ama Çinli ailesi burnunda tütüyor. Country müzisyeni Hank Williams’ın klişe sözlerinden teselli ve Nietzsche’de ilham kaynağı buluyor. “Süpermen’e inanmaya başladı, ancak kendi hayatını ustalıkla kurmayı ya da ona uzun süredir yerleşmiş sürü değerlerini aşmayı başaramadı.” CIA maaşıyla (ve Çinli patronları tarafından bir Hong Kong bankasına yatırılan çok daha küçük miktardaki ücretle) banliyöde bir ev satın alıyor ve Amerika’ya bağlanmaya başlıyor, ancak geçici olarak: “Amerikan yaşamının bazı yönlerini – düzenlilik, bolluk, mahremiyet, günlük yaşamın devamlılığı, seyahat özgürlüğü – sevdi.”

Ve casusluk yapıyor, çarpıcı biçimde değil belki ama, Mao’nun, Shang’ın verdiği bilgilerin dört zırhlı birliğin değerine eşdeğer olduğunu bizzat beyan ettiği isabetlilikte ve etkin biçimde. Gary, Hong Kong’daki istihbarat şefiyle birkaç yılda bir görüşüyor ve kendisine henüz geri gelmemesi gerektiği, ailesine bakıldığı, rütbesinin yükseldiği ve derinden saygı duyulduğu söyleniyor. Vatan hasreti çekiyor, fakat geri getirilmesi konusunda ısrarcı olacak kadar değil; Amerika’ya yerleşik, ancak sadakatini değiştirecek kadar kök salmıyor. Çinli metresini Amerikalı karısına tercih ediyor, ancak her ikisini de tamamen sevecek kadar durumu kötüleştirmiyor.

Gary Shang’ın entrikaları çocuksu, değişmez gibi gözüküyor çünkü keşfedilmemiş ve su götürmez nitelikte. Hong Kong’da resmi bir İngiliz otomobilinin görünüşü “ona emperyalizmle mücadele etmekte olduğunu hatırlattı. Çin tüm sömürge güçlerini topraklarından çıkarmak zorundaydı ve kişisel kazanç ve kayıpları hakkında kendine acımaya ve üzülmeye izin vermeyi bırakmalıydı.”

Sona gelindiğinde Gary, Pekin tarafından ortada bırakılır. Alaycı bir istihbarat şefi Gary’nin kızına CIA bürokrasisine derinden girip Amerika’nın güvenini kazandıktan sonra babasının asla kaçmayacağını söyler. “Bir çivi kendi pozisyonunda kalmalıdır… Ve saplandığı tahtada çürümelidir, dolayısıyla çivi tipi bir casus hemen hemen gidicidir… Mesleğimizin doğası böyledir.”

Bir İhanet Haritası, inişli çıkışlı bir roman. Lillian’ın, Gary’nin torunu olan Çinli yeğeninin de küçük bir casus olduğunu keşfetmesi, çok basit bir paralellik sunuyor. Karakterlerden bazıları klişelere yakın duruyor: öfkeli Amerikalı eş, çıkarcı istihbarat şefi, Çin pop grubundaki isyankâr yeğen. Fakat Gary’nin kendisinde Ha Jin, çifte bir hayatı, ama hayatın sadece yarısını yaşayan, Batı’da yatan ve batırmak için çalıştığı demokrasinin nimetlerinden faydalanan Sovyet casusları veya banliyöde bahçeleriyle meşgul olurken Rus istihbaratına hizmet eden ortaya çıkmamış “uyuyan hücrelerin” Birleşik Devletlerdeki son kalıntıları gibi gizli ajanların acılı, genellikle monoton ruhunu yakalamış.

Romanın başında Gary, “Kuzey Amerika’da şimdiye kadar yakalanan en büyük Çin casusu” olarak ilan ediliyor. Ancak, çoğu gerçek casus gibi motivasyonları küçük: biraz para, bir miktar yurtseverlik, biraz baskı, bencillik kokusu.

30 yıldan fazla bir süre bir KGB ajanı olarak saklanan görünüşte İngiliz casusu, mahut Kim Philby bir zamanlar şöyle demişti: “İhanet etmek için, öncelikle ait olmalısınız. Ben hiç ait olmadım.” Gary’nin trajedisi birçok köstebeğinki gibi. Hiç ait olmamış: Ne Amerika’ya ne Çin’e; karılarına, metreslerine veya çocuklarına; Çin istihbarat servisine veya CIA’ye; ve sonunda, kendisine.