WALL STREET ROMANI DÜMECİ’NİN YAZARI MICHAEL POCALYKO SÖYLEŞİSİ: THE BIG THRILL

Dümenci, Michael Pocalyko

31 MAYIS 2013, J.N. DUNCAN

Haziran’da piyasaya çıkan DÜMENCİ’nin yazarı Michael Pocalyko‘ya bu ayki ITW Bülteni’ne katıldığı için hoş geldiniz diyorum. Bir yazarın, büyük gerilimleri yazarken bu kadar çok gerçek dünya tecrübesini masaya koyması sık görülen bir şey değil, fakat Bay Pocalyko, emekli bir Deniz Komutanı, eski bir siyasetçi, bir yatırım şirketinin CEO’su ve bütün bu arka planını siyaset ve büyük iş dünyasının karmaşıklığı ile olduğu kadar, insan ruhuna giren yoğun, aksiyon dolu heyecanlı bir yolculukla da birleştirebiliyor. Bu notla birlikte iyi şeyler öğrenelim ve Michael’ın yazı yazmak ve yeni kitabı hakkında söylediklerine bakalım.

DÜMENCİ’de bir çok tema var. Bunların ne kadarı yazılmadan önce planlandı ve ne kadarı hikayeyle birlikte bir sonuç olarak ortaya çıktı?

Bu romanı yazmaya başladığımda aklımda sadece birkaç ana tema vardı. Biten çalışmada en belirgin olan onlar. Geçmiş hayatlarımıza nasıl karışır. Big data’nın, büyük işletmelerin, büyük teknolojinin, büyük hükümetin, büyük düzenlemenin ve büyük finansın kesişme noktası. Babalar, oğullar ve kardeşler. PTSD (Post-Traumatic Stress Disorder: Post-Travmatik Stres Bozukluğu). Yazdıklarım ilerledikçe, daha incelikli bazı temalar şekillenmeye başladı. Örneğin Soğuk Savaş, mafya alt kurgusu, Rick ve Julia’nın yeniden doğan romantizmi ve eski eşler olarak ilişkileri ya da gizemli İsrail bağlantısının ve Arap onurunun ortaya çıkışı. Bu temalar tamamen yazarken ortaya çıktı. Tam planlanmamış olduklarını da söylemem, ama kendi hayatlarını ve seslerlerini gerçekten bu kitap bir şekil aldıken kazandılar. Her şeyden çok şey yapmak istediğim, modern dünyanın karmaşıklığı ve birbirine bağlılığı ile gerilimin zeki, aydınlatıcı, edebi ve önemli konuları ele alan bir roman olabileceğini göstermekti.

dumenci-2

İnanılmaz bir geçmiş tecrübeniz var: ordu, şirket, politika. Sanki bu hikâyedeki bazı merkezi temalar ve konuları kapsayacak şekilde bir kurgu dışı kitap yazabilirdiniz. Peki, neden bir gerilim yazdınız?

Kurgunun, güçlü gerçeği söylemenin en iyi yol olduğu bazı anlar ve meseleler vardır. Asıl sebep bu, ancak beni bu yönde zorlayan diğer bir sebep daha var. On yıllardır politikada ve ticari dünyada aktifim. Çok çeşitli yayınlarım oldu ve bir çok gözlem yaptım. En önemli gerçekliklerden biri, büyük ve kalıcı bir kurgu dışı kitap yazsanız bile, büyük olasılıkla gürültüde kaybolacağınızdır. Hiç Robert Pozen’in TOO BIG TO SAVE (KURTARMAK İÇİN ÇOK BÜYÜK) kitabını duydunuz mu? Ya Blythe McGarvie’nin SHAKING THE GLOBE (KÜREYİ SALLAMAK) kitabını? Her ikisi de üstün, etkileyici, önemli kitaplardır. Genel bir okuyucu kitlesine sahip olmaları gerekir, ancak ne yazık ki durum böyle değil. Bir gerilim yazdım çünkü bu, önemsediğim konuları yükseltiyor ve açıkçası, şu anda, romanın tarihte aldığı en inandırıcı form budur.

Hikayenizde psikolojik, küresel iş dünyasına dair ve siyasi konulara değiniyorsunuz. Bir yazar olarak bunlardan hangisini en çok ilgi uyandıran konu olduğunu düşünüyorsunuz? Devamı

ONBAŞININ KARISI: CRIME REVIEW KRİTİĞİ

Onbaşının Karısı, Gerald Seymour

Seçkin bir İran askeri alayının bir mensubu, kendisine Batılı gizli servislere istihbarat sağlama konusunda şantaj yapıldığında, eşi İran’dan kurtarılana kadar bildiklerini söylemeyi reddeder.

Araştırmanın kalitesi Gerald Seymour‘un her zaman çok güçlü olageldiği bir alan, ancak burada İran İslam Cumhuriyeti bilgisi ve arkaplanı oldukça kapsamlı. Seymour, okurlarını muhtemelen hakkında çok az şey bildikleri bir ülkeye taşıyor. İster Tahran sokakları olsun isterse Türkiye sınırı yakınlarındaki engebeli kırlar, anında gerçeğe dönüşüyor ve gerçeğe dönüştükçe korkunç ve endişe verici oluyor. Genç bir rejim muhalifinin infaz edildiği başlangıçtan en sonuna kadar, Batılı bir okuyucunun önemsiz ve anlaşılması güç bulabileceği nedenlerle sürekli bir kuvvetli ölüm olasılığı var.

cw

onbasinin-karisi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu çerçeve, romanı basit bir gerilimden daha fazla yapmak eğilimi taşıyor. Yazarın siyasi/dini sistemin körlüğü ve baskısı hakkında yorum yaptığı çok sayıda yer var. Örneğin Zach, Farsça ve Fars halkı üzerine yaptığı çalışmaları terk etmiştir, zira sözde hükümetin dayandığı dolandırıcılık ve yolsuzluğa artık katlanamamıştır. Devamı

SİLAH VE ZEYTİN DALI: KLİŞELERİN BİRİNCİL KAYNAKLARLA REDDİ

Silah ve Zeytin Dalı, David Hirst

Bir Washington gazetecisi geçenlerde Ortadoğu çatışması hakkındaki Arap Amerikalıların bakışını “bilinen bir olaya bir dürbünün ters tarafından bakmaya” benzeterek tarif etmişti. David Hirst’ün yeni kitabı bazı okuyucularda aynı yönde bir etki bırakabilir, zira Hirst’ün tezi şiddetin siyasi Siyonizm’de mündemiç olduğu ve Filistinli Arapların şiddeti Siyonistlerden öğrendiğidir, bunun tersi değil. The Guardian’ın Ortadoğu muhabiri Hirst, Siyonist ve Filistinli kaynaklardan ve çatışmaya dair eleştirel çalışmalardan alıntılar ve dipnotlarla besleyerek çalışmasını baştan aşağı belgelere dayandırmış. Bu çalışmanın sadece dipnotları bile tek başına değerli bir kaynak.

Siyonistleri güç kullanmaya sadece akılsız Arap muhalefetinin mecbur ettiği iddiasını reddeden Hirst, Theodore Herzl’den başlayarak Siyonist liderlerin yerli Filistinli halkı topraklarından atmak ve Yahudi hakimiyetini garanti etmek için şiddet araçlarına olan ihtiyacı öngördüklerini ortaya koyuyor. Yazarın Siyonist pratiğin çelişkili açıklama hatlarına ilişkin tartışması çağdaş bir konudur: biri Araplar ve Batılılar, diğeri din kardeşleri ve planlama amaçları için. Herzl, toprağa “el koymak” ve yerel halkı ülkeden “süpürmek” planına ilişkin sırrını günlüğüne kaydederken bir yandan da Arapların Siyonist göçünden “korkacak hiçbir şey olmadığına” dair Filistin dini liderliğine güvence vermeyi deniyordu.

Silah-ve-Zeytin

Hirst aynı zamanda, feodal liderliğin, direnişin niteliği açık bir şekilde yerine oturana kadar bocalamasıyla beraber Siyonist tecavüze karşı Filistin halk direnişinin büyük ölçüde köylüler arasında başladığını da ortaya koyuyor. Yazar, toprak ve onun üzerindeki çalışma hakları Siyonistlerin yönetiminde tamamen satıldığı için köylülerin Siyonist “toprağın geri alınması” ve “emeğin fethi” sloganlarıyla bilinen politikaların asıl kurbanları olduğuna işaret ediyor. Hirst Filistin köylü direnişinin izini 1900 öncesinden başlayıp ve 1936-1939 isyanı ile sonuçlanan 1920 ve 1930’ların ana kargaşaları boyunca sürüyor. Feodal Filistinli liderler sadece Siyonist meydan okumaya cevap vermekte başarısız olmadılar, diğerlerini aynı şeyi yapmakla itham ederken toprak satışında da yer aldılar. Hirst, İngilizlerin 1936-1939 isyanını bastırmasının Filistin direnişini nasıl yok ettiğini ve silahlarına el koyarak toplumu 1948 yılındaki nakba (felaket) için nasıl hazırlıksız bıraktığını gösteriyor. Devamı

ÇİN DIŞ POLİTİKASI: István Tarrósy kritiği

Çin Dış Politikası, Stuart Harris

 Avustralya Ulusal Üniversitesi Profesörü Stuart Harris, Çin’in, tarihi gelişimi bağlamına özenle yerleştirilmiş pragmatik dış politikasıyla ilgili iyi belgelendirilmiş ve iyi araştırılmış bir kitap yazdı. Bu referans çerçevesi çağdaş “ulusal çıkarlar konusundaki bakış açılarını” anlamakta kesinlikle kritiktir (s.24). “Çin tehdidi” denilen fikre değinerek Harris, Çin’in stratejik kültürünü araştırmaya öncülük ediyor ve “Çin reelpolitiğinin Çin halkının kolektif karakterinden ziyade zaman ve koşullara daha yakın olma ihtimalini” ortaya koyuyor (p.32). Harris bakışını ve analizinin odağını tanımlarken daima kesin bir dil kullanıyor. Bu sofistike ve ikna edici tartışma Çin Dış Politikası başlıklı sekiz bölümlük kitap boyunca okuycunun hikayeyle birlikte yüzmesine yardımcı oluyor.

cindispolitikasi

Herhangi bir devletin dış politikasını formüle ederken giderek artan sayıdaki ağırlık merkezini mutkala hesaba katması gerektiği ve belli güçlü bölgesel aktörlerin çoğaldığı günümüzün küresel arenasında, Çin de, diğerleri gibi, Harris’in ortaya attığı şu soruyla yüz yüzedir: “mevcut dünya düzenini etkilemek ve değiştirmekten çok, onun kural ve normlarını kabul etmeye ne kadar yakındır? (s.71).” Deng’in reformlarından ve 1970’lerin sonlarından beri Çin sayısız uluslararası anlaşmanın tarafı oldu, birçok kuruluşa katıldı ancak müdahalesizlik, karşılıklı fayda yaratan işbirliği veya Konfüçyüz ahlakı gibi temel kabul ettiği ilkelerden hiçbirini arkasında bırakmadı. Bu nedenle Çin’in Batı önderliğindeki sosyalleşmeyi nasıl kabul ettiğine ilişkin daha çok düşünmek gereklidir; gerçekten de Batılı tarzda sosyalleşiyor gibi görünmemektedir. Devamı

ONBAŞININ KARISI: OYUNUN ZİRVESİNDEKİ BİR YAZARDAN

ONBAŞININ KARISI, GERALD SEYMOUR

Çoğu ‘teröre karşı savaşta casusluk’ gerilimleri bir tarafı eksik karakterlerle doluyken, kendini Seymour‘un adrenalinin ve zorlu uluslararası geriliminin hedefinde bulmak ferahlatıcıydı.

Bunun Seymour‘un 30. romanı olduğu ve hatta ilk kitabı Harry’nin Oyunu ile 2011’de yayınlanan müthiş kitabı Ölümün Adı Yok arasındaki yüksek gelgit izi göz önüne alındığında, şüphesiz en mükemmel olanı bu en son kitabı. Seymour’un son iki romanı gibi, manşetlerimizden hızla geçip giden İran’daki uluslararası kötü adamlara odaklanmış durumdayız.

onbasinin-karisi

Devrim Muhafızlarına bağlı seçkin Kudüs Tugayı Tuğgenerali Rıza Joyberi, genç şoförünü, kitaba adını veren onbaşı Mehrak’ı ‘kayıt dışı’ bir bankacılık işi için Dubai’ye gönderdiğinde, genç şoför İngiliz Gizli Servisi’nin (SIS) bir aşk tuzağına takılır ve Avusturya’da güvenli bir eve kaçırılır. SIS, Mehrak’ın, Kudüs Tugayı’nın en üst düzey görevlilerine, siyasetçilere ve benzerlerine şoförlük yaptığından nükleer santraller gibi gizli üsler arasındaki gidiş gelişlerde sorgulamaya değer önemli bilgilere kulak misafiri olduğunu düşünmektedir; bunu İran nükleer arzularını gerçeğe dönüştürmeden önce öğrenmelidir.

Onbaşı Mehrak, Dubai’deki ‘temasının’ gizli çekiminin yayınlanacağı ve böylece İran’daki hayatının sona ereceği söylenene kadar işbirliği yapmayacaktır. Avusturya’da Mehrak’ın dikkatini, İngilizlerden eşi Feride’nin İran’dan kaçırılmasını talep ettiğinde bunu kabul eden Petrok Kenning çeker. Mehrak’dan kilit bilgiyi almak, SIS’deki İngilizleri Mossad ve CIA’deki muadilleriyle aynı seviyeye getirecektir, böylece bu operasyonda büyük ölçüde destek sağlanır. Devamı

Hayat Sonrası Hayat: SUSAN BARKER NPR RÖPORTAJI

Hayat Sonrası Hayat

Şoför Wang’in Altıncı Hayatı Ruh Eşlerinin Dolambaçlı Hikâyesini Örüyor

nprRadyo Röportajı, 16 Ağustos 2015,

 

 

Roman, Pekin’de taksicilik yapan bir şoföre gelen tuhaf mektuplarla açılıyor ve yavaş yavaş çağlar boyu birbirine bağlanmış iki ruhun hikâyesi açığa çıkıyor. Susan Barker’ın Şoför Wang’in Altıncı Hayatı isimli romanı Çin’in uzun tarihi boyunca çınlayan iki sesi, bu iki sesin ölümlerini, yeniden hayata gelişlerini ve her bir yaşamda yeniden karşılaşmalarını takip ediyor. Susan Barker, programa hoş geldiniz.

SUSAN BARKER: Merhaba, sizinle konuşuyor olmak harika.

VIGELAND: Romanınızdaki hikâye oldukça çetrefilli.

BARKER: Evet. Hikâye, 2008 yılında Olimpiyatların başlamasına aylar kala Pekin’de geçiyor. Ana karakter, şehrin doğusunda karısı ve kızıyla sakin bir hayat süren Wang Jun isminde bir taksi şoförü. Bu sakin hayat, Wang Jun’un, bir gün taksisinin güneşliğinde isimsiz bir mektup bulmasıyla değişiyor. Mektupta, Wang’in birçok geçmiş hayatı olduğu yazıyor ve mektupların yazarı bu hayatların her birinde Wang’i tanıdığını söylüyor.

susanbarker

 

Mektupların yazarı Wang’in geçmiş yaşamlarının hikâyesini yazıyor. Bunları Wang’e anlatmak yazarın görevi. Devam eden mektuplarda Wang’in geçmiş yaşamlarını takip ediyoruz: Tang Hanedanı döneminde bir hadım, Cengiz Han’ın işgali sırasında bir köle, Ming Hanedanı döneminde bir cariye, Afyon Savaşları’nda bir balıkçı oğlan ve Başkan Mao’nun Kültür Devrimi günlerinde bir öğrenci olarak… Mektuplarda yazar, ayrıca Wang’le olan ilişkilerinin doğasını da anlatıyor; kimi zaman bir ailenin fertleri, kimi zaman arkadaş bazense âşıklar olarak ama ilişkileri her seferinde saplantılı ve çatışmalı.

VIGELAND: En hafif tabirle…

BARKER: (Kahkaha atıyor) Aynen.

VIGELAND: Bizim için kitaptan bir pasaj okuyabilir misiniz?

BARKER: Tabi, elbette. (Okuyor) Kaldırımın kenarında durdum ve gidişini izledim. Taksi şoförü Wang Jun. Sürücü kimlik numarası 394493. Otuz bir yaşında, bitkin, Kızıl Pagoda Tepesi sigarası tiryakisi. Yeniden hayataa gelişlerinin bu son halkasında, diğer herkes gibi yeniden doğumun kaza kurşunuyla, kaderin piyangosuyla seçilmiş. Kimsin sen? diye soruyor olmalısın. Ben senin ruh ikizinim, eski dostunum ve bu on altı milyon insanın yaşadığı şehre seni aramaya geldim.

sofor-wang

VIGELAND: Burada şoförle ve bu kimliği belirsiz anlatıcı ya da gözcüyle, yani basit bir ifadeyle Wang’i takip eden kişiyle giriyoruz hikâyeye. Ama burası, bu karakterlerin, bu ruhların başladığı nokta değil; sanki en son reenkarnasyonlarının tam orta yerine bırakılmış gibiyiz. Ve bu ruhlar birbirlerine bağlanmış olsalar da bu bağı yaratan şey tam olarak aşk değil. Karakterlerin hikâyelerinde çok fazla şiddet var. Bu tarz bir hikâyenin çok kolay yazıldığı düşünülür, bilirsiniz, yani ruh ikizlerinin aşk hikâyesi. Ama siz duygusal anlamda bunu çok çok daha karmaşık ve dağınık bir hale getirmişsiniz. Devamı